Bin sene de okusam.. "Ne biliyorsun?" diye sorsalar bana, "haddimi bilirim" derim... (Mevlana Celaleddin Rumi)

“Dönüşüm Çarkı” nereye kadar dönecek?

Posted: Ekim 24th, 2013 | Author: | Filed under: İş Dünyası | Tags: , | No Comments »

Hemen hemen bütün öğrencilerin, çalışanların yaptığı bir şeydir; İş Yaşamı hakkında kaynak araştırma. Bulabildiğimiz kaynakların çoğu İngilizce’dir ve aslında bu devirde İngilizce bilmek artık bir olmazsa olmazdır. Sorun Türkçe kaynak bulmanın kıtlığından çok Türkiye’deki iş yaşamının dünyadaki hiçbir yere benzememesidir. Türkiye’deki iş yaşamı dinamiklerinin ve yapı taşlarının başka hiçbir yerde olmayışıdır bize okuduğumuz kitaplar ile yaşadığımız iş hayatı arasındaki uçurumları gösteren.

Kaçımız okuduğumuz kitabın ardına şöyle bir cümle kurmadık: “İyi, güzel de bunlar sadece Amerika’da işler. Türkiye’de böyle şeyler tutmaz!” İşte böyle bir sözün ardına Türkiye’de denenmiş ve tutmuş bir iş yaşamı öyküsü var. Garanti Bankasının eski CEO’su Akın Öngör’ün yazmış olduğu “Benden Sonra Devam” biz Türk iş hayatı insanlarına “Geleceğin liderine sürdürülebilir başarı için ipuçları” mottosuyla yayınlanmış bir kitap. Benim gibi iş yaşamı ve işleyişi üzerine merakınız var ise kaçırmamanız gereken, kesinlikle okumanız şart olan bir kitap “Benden Sonra Devam”. Bu tavsiyemin ardına hemen bir eleştiri iliştireyim. Kitap çok uzun ve birçok yerde aynı şeyler tekrar edilmiş. Keşke bunlar dikkate alınarak kitap daha okunası kılınsa imiş.

Kitap Akın Öngör’ün Garanti’nin Genel Müdürü olduğu 1991-2000 yılları arasında yaşadıklarını uzun uzadıya anlatıyor. Bankacılık sektöründe çalışmıyor olmanız kitabın çekiciliğini azaltmıyor. O dönem ki Türkiye şartlarını bir bankanın genel müdürünün gözlerinden gözlemliyor ve izliyorsunuz. Bir şirket genel müdürü neler yapar, nelerle uğraşır, nasıl zorluklarla karşılaşır, nasıl olmalıdır, nasıl davranmalıdır, ne yer, ne içer, nasıl çalışır, aile yaşamı nasıldır gibi aklınıza gelebilecek türlü soruya kitabın içerisinde rastlamak mümkün.

Sanırım kitapta bahsi geçen zaman dilimini hatırlamak adına aşağıdaki reklam filmlerini izlemek yeterlidir. En az benimle yaşıt olan herkes bu reklam filmlerini çok iyi hatırlayacaktır. Pazarlamanın nasıl yapılması gerektiğine çok güzel örnek reklam filmleri ve kanımca bir iletişim başarısı.

Garanti Bankası – Sucu Çocuk Reklamı 

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=RX7AYOH2yxg&w=320&h=240&rel=0]

Dip Not: “Garanti’de bankacılıkta kazanılan bankacılığa yatırılır.” söylemi gayet net anlatılmış.

Garanti Bankası – Taksici Reklamı (Başka bir arzunuz?)

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=fQqt9bWpQTc&w=320&h=240&rel=0]

Dip Not: Sizi yönlendiren, türlü seçenekler sunan, işinizi kolaylaştıran ve hatta beklentilerinizi aşan bir banka algısı oluşturmak.

Yukarıdaki reklamların çalışması kitapta bahsi geçen kısımlardan biri. Bu reklamların başarısının bir yerinde Akın Öngör’ün pazarlama kökenli olmasının yattığını insan düşünmeden edemiyor. Bu reklam filmleri ile bankanın logosunun değiştirilmesi projesi ve bankaya daha modern görünüm sağlamak amacıyla şubelerinin yeniden tasarlanması tamamlayıcı çalışmalar olarak sunuluyor. Akın Bey zamanında bankadaki 10 Genel Müdür Yardımcısının 4 ‘ü kadın yöneticilerden seçiliyor.   Bu değişim programı daha sonradan Harvard Business School ve London Busines School ‘da liderlik ve değişim derslerinde anlatılmış. Kitapta Akın Öngör zamanında yapılan bu değişim programının uygulanabilirliğinin zorluğundan söz edilmiş; Değişim programlarının %20 ‘si başarılı oluyor ve sadece %5 ‘i sürdürülebilir olarak addediliyor.

Satır aralarında gözüme çarpanlar ;

  • Konusunda en iyi olanları -veya olacakları- ekibin birer unsuru yapmak o takımın gücünü artırmak demekti.
  • Bankanın insan kaynaklarını “adil” yönetiyor, kimseye torpil yapmıyor, “insana iş” değil de “işin niteliklerine uygun nitelikli insan” çalıştırma prensibini ödün vermeden uyguluyorduk.
  • İnsan beynine inanın, önem verin, insanları motive ederek onları işbirliğine ve yaratıcı olmaya teşvik edin, yeteneklerinden azami ölçüde yararlanın ve paylaşımcı olun. Onları böyle motive ederek tahmin edemeyeceğiniz başarılara ulaşabilirsiniz.
  • Hak ettiğinizi değil, müzakere ettiğinizi alırsınız. (Amerikan Atasözü: You don’t get what you deserve, you get what you negotiate)
  • Hızlı ve etkin iletişim, pek çok konunun sorun olmadan çözümlenmesini sağladığı gibi, yeni fırsatlardan da yararlanmamızı sağlıyordu.
  • Yukarı ile ilişkileri (patronlarla olan ilişkiler bahsediliyor) yönetmek için, içinde bulunduğunuz gerilimleri tamamen kenara koyarak sükunetinizi korumanız ve zihninizi açık tutmanız şarttı.
  • Teknolojiyi yönetenler en son ve en yeni gelişen sistem veya makineleri hep isterler ancak bunlardan ekonomik bir değer yaratılmasında hep geride kalırlardı.
  • Sürdürülebilir başarının anahtarı: Kültür
  • Kitabın sonunda bulunan Aclan Acar’ın sözlerinden: Akın’ın çok sevdiğim bir lafı vardır. “Timing is everything.” Dolayısıyla, doğru zamanda yaptığınız işler, sizi doğru yerlere ulaştırıyor. Zamanlamayı doğru yapamazsanız, istasyona erken gelip bekliyorsunuz, geç kalırsanız tren kaçıyor!

Son söz olarak söylemek istediğim bu kitabı okumadan önce bir önceki yazımda bahsettiğim ‘İyi’ den ‘Mükemmel’ Şirkete adlı kitabı okumanız. Burada anlatılan yönetim stratejilerini daha iyi kavrayabilir ve örnekleri inceleyebilirsiniz.


“Mükemmel Şirket” olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!

Posted: Eylül 1st, 2013 | Author: | Filed under: İş Dünyası | Tags: , | No Comments »

Kelime anlamını merak edip Türkçe sözlüğe göz atarsanız Arapça kökenli bir kelime olan şirketin, “ortaklık” anlamına geldiğini görürsünüz. Emeğin, sermayenin, işin ortaklığı… Gerekli elementlerin birleşimi ile meydana gelen bir kimyasal bileşik. Bu kimyasal bileşiğin bağlarının kuvveti elementlerinin atom yapısından kaynaklanıyor. Aynı cins atomlardan oluşan belirli elementler güçlü kimyasal bağlarla kendilerinden daha güçlü bir yapı olan bileşiği meydana getiriyorlar. Peki mükemmel bileşiğin formülünü nereden bulacağız?

Beyaz yakalı diye adlandırılmaya başladığımız günden beri bir şirketin üyesiyiz. Üyesi olduğumuz o kimyasal bileşiğin en mükemmel bileşik olmasını istedik durduk ya da onun öyle olması için çabaladık. İşte bu “bam teli”, Jim Collins’in yazdığı “Good to Great : ‘İyi’ den ‘Mükemmel’ Şirkete” kitabının konusunu oluşturuyor. Collins kitabında bu mükemmel bileşiğin yapı taşlarını açıklamaya çalışmış. Hangi şartlar altında bu bileşiğin oluşabileceğini ve neler kullanarak bu sürecin kalıcı olması gerektiğini anlatıyor. Kitap, Collins liderliğinde bir ekibin yapmış olduğu bilimsel verilere dayanan bir araştırmanın ürünü. Hepsi ABD ‘de bulunan toplam 1.435 şirket arasından seçilmiş olan 11 mükemmel şirket ve bu şirketlerin diğerlerinden farklı yaptıkları şeyleri uzun uzadıya anlatmış kitabında. Mükemmeli belirleme kriterleri ise bir hayli sıkı;

  • Mükemmel olarak belirlenecek şirketlerin borsaya kote olması zorunlu.  Böylece bu araştırma için ekibin ulaşması gereken bütün kaynaklara sınırsız erişim sağlanıyor.
  • Mükemmel olarak tanımladıkları şirketlerin hepsi 15 yıl boyunca iyi (borsa ortalamasının 1,25 katı) bir performans ve diğer 15 yıl boyunca da mükemmel (borsa ortalamasının 3 katı) performans sergilemek zorundalar.
  • Mükemmel addedilen şirketler üstteki genel şartlar dışında birçok şartında bulunduğu 4 eleme düzeyi arasından geçebilecek başarıyı sağlamış şirketler olmalılar.

Böyle bir elemenin ardından uzun uzadıya tüm mükemmel şirketlerin yöneticileri ile ve elde edebildikleri tüm kaynakları analiz ederek mükemmele ulaşmanın formülünü çıkarmaya çalışmışlar. Mükemmel şirketlerde birikim ve atılım dönemi diye tanımladıkları iki farklı dönem yaşandığını ve bu dönemleri adımlarıyla birlikte tanımlamışlar. Aşağıdaki grafik ve tanımlamalar kitabın bölümleri hakkında fikir sahibi olunması açısından yararlı;Dönüşüm Çarkı Birikim Döneminde;

  • 5.Düzey Liderlik: Mükemmel şirketlerin başında olan 5.Düzey Lider’lerin özellikleri ve tutumları anlatılıyor.
  • Önce Kim? Sonra Ne? :Şirket bir otobüse benzetilerek yanlış insanlar indirilip, koltuklara doğru insanlar oturtulduktan sonra otobüsün nereye gideceğine karar verme anlatılıyor.
  • Acımasız Gerçeklerle Yüzleşin (Ama İnancınızı Kaybetmeyin) : “Stockdale Paradoksu” adı altında tanımlanan bir halin yaşanması ve bu durumdan başarı ile çıkılması anlatılıyor.

Atılım Döneminde;

  • Kirpi Konsepti (Üç Çember Konsepti) : Dünyada en iyi olduğunuz şey nedir? Motorunuzu döndüren şey ne? En derin tutkuyla bağlı olduğunuz şey ne? sorularına yanıt aranıyor.
  • Disiplin Kültürü: Disiplinli insanlar, disiplinli düşünce, disiplinli eylem ve bunların oluşturduğu disiplin kültürü anlatılıyor.
  • Teknoloji Hızlandırıcıları: Hangi teknolojinin işinize yarayacağını bilmek ve doğru biçimde kullanarak ivme yaratmanın önemi anlatılıyor.

Okulda öğretilen teorik bilgilerinize ve iş yerinde edindiğiniz pratik bilgilerinize istatiksel verilerle desteklenerek yapılmış bir bilimsel çalışmayı eklemek isterseniz bu kitabı okumalısınız. Kitabı okurken gözüme takılanlar ve aklımda kalanlar ise şöyle;

  • 11 mükemmel şirketin 10 tanesinin CEO’sunun şirketin içinden gelmesi.
  • Doğru ve disiplinli kişileri koltuklara oturtarak, çalışanları motive etmek ve şirkete bağlılığı sağlamak için çaba sarf  edilmemesi. Çünkü doğru insanın yönlendirilmeye, harekete geçirilmeye gerek duymaması.
  • Mükemmel CEO’ların bireysel hırslara değil kurumsal hırslara sahip olan liderler olmaları.
  • Şirketlerin mükemmel olma yolunda sonunda başaracağına inançlarını kaybetmeden o anki acı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalmaları.
  • Doğru soru sorup, hararetle tartışarak karar alıp, sonuçlarını incelemeleri ve öğrenmeleri.
  • Mükemmel şirketlerin hepsinin bir yönetim sistemi ile bu sisteme inanan ve sistemi işletmek için ne gerekiyorsa yapan insanlarının olması.
  • “Yapılacaklar” listesi her şirkette bulunuyorken mükemmel şirketlerin “Yapılmayacaklar” listesinin de olması.
  • Teknoloji kullanımında altın kuralın önce emekleme, sonra yürüme ve koşma şeklinde uygulanması.
  • Mükemmel şirketlerin anahtar konseptinin: Özünü koru / Gelişmeyi teşvik et şeklinde olması.

Son olarak Collins’in hocası Robert Burgelman’ın bir sözü ile bitirelim: “Hem iş hayatında hem de özel hayatta başarısızlık dışında en büyük tehlikelerden biri, neden başarılı olduğunuzu net olarak bilmeden başarılı olmaktır.”

 


Öğretmen Çocuğu Olmak

Posted: Aralık 22nd, 2012 | Author: | Filed under: Genel | No Comments »

Bu başlıkla alakalı bir şeyler yazma mesuliyetim babamın bu yıl emekliliğe karar vermesiyle birlikte cereyan etti. Aslında Öğretmenler Günü’nde bu konu üzerine yazıp anneme ve babama okutmayı düşünüyordum. Gel gelelim ki evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor. Hem uygun bir zaman bulabilmek hem de duyguların biraz tetiklenmesi gerekiyormuş demek ki…

Öğretmek bu dünya üzerinde bir insanın diğer bir insana verebileceği en büyük emek. Şu noktada insanın aklına hemen Hz. Ali’nin söylediği rivayet edilen sözü geliyor: “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” Kendi eğitim ve öğretim hayatımdan çıkarabildiğim bir durum da herkesin bir şekilde bir şeyleri öğrenebildiği ama herkesin öğretme yeteneğine sahip olmayışı. Öğrenme becerisine nazaran öğretme becerisi pek nadir bulunan bir meziyet. Bunu hayatımda bir çok kez tecrübe ettim. Bilmeyen bir kişiye o konuyu anlatmaya çalışan iki kişiden öğretme yeteneği üstün olanın karşısındakine nasıl daha hızlı ve iyi ulaşabildiğine birçok kez bizzat şahit olmuşumdur. Kanımca öğretmenlik sadece para kazanmak için yapılmayacak mesleklerden biridir. Öğretmenliği yapmak için insanlara bir şeyler öğretmeyi sevmek gerekir. Bunun özünde de insanları sevmek gerekir. İnsanları sevmeyen kişiler onlara bir şey öğretemezler.

Atatürk Geometri Dersi

Eğer içinizde benim gibi öğretmen çocuğu olan varsa bu anlatacaklarıma aşikardır. Öğretmen bir anne ve babanın ilk çocuğu olarak dünyaya geldim. Daha 2 yıl geçmeden ilk kardeşim ve uzun bir aradan (12 yıl) sonra da küçük kardeşimle evdeki nüfus 5’e ulaştı. Türkiye şartlarında mütevazi bir memur ailesi. Kendi yağında kavrulan küçük çekirdek bir aile. Bu ailenin temel yapı taşları, öğretme ve öğrenme aşkı ile senelerdir devlete emek veren iki aydın insanın çocuğu olmak büyük övünç duyulacak bir şey. Göğsünüzü gere gere her yerde ben öğretmen çocuğuyum diyebilirsiniz. Anneniz ve babanız yüzlerce çocuk yetiştirmiş, onların iyi birer birey olmaları için çabalamış, onlar için üzülmüş ve onlar için ağlamışlardır. Başka hangi anne ve baba kendi çocukları haricinde bu kadar fazla çocuk ile sevgisini, ilgisini, deneyimini, zamanını paylaşmıştır? Hangi annenin ses kısıklığından onun o sene birinci sınıf okuttuğunu anlayabilirsiniz?

Öğretmen olmak sabır ister. Herkes çalıştığı iş yerinde büyüklerle muhatap olup evine çocuklarını görmeye dönerken onlar iş yerlerinde kendilerine emanet edilen çocuklara ilgi, sevgi gösterip bir şeyler öğretirken aynılarını evine döndüklerinde çocuklarına da göstermeye çaba ederler. Küçükken yaptığınız gürültü ve patırtıya annenizin ve babanızın gün boyu maruz kaldığını bilmeden yaramazlığa devam edersiniz. Onlar kocaman yüreklerinden şefkatle davranarak maruzatlarını bildirseler de evde ki rollerini de hakkıyla yerine getirmeye gayret ederler.

Öğretmen olmak yeni şeyler öğrenmeye açık olmayı gerektirir. Profesyonel olarak icra ettikleri meslek öğretmenlikte olsa her güne yeni bir şeyler öğrenmek ve öğrendiklerini hem öğrencileriyle hem de tanıdıkları herkesle paylaşmak ister öğretmenler. Öğrendikleri şeyi yeni nesillere en iyi şekilde nasıl aktarılacağını bilen en iyi kişi onlar değil midir? M.Kemal Atatürk’ün de dediği gibi; “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır!”. Yeni neslin kötü yetiştirildiği ile alakalı olumsuz bir eleştiri duyduklarında kendilerini suçlu hissederler. Bunda payları olduğunu iddia ederler ve ellerinden geleni yapamadıklarını düşünüp daha çok itina ederler yeni öğrencilerine tüm güzel ahlak, terbiye ve kuralları öğretirken.

Peki öğretmen çocuğu olmak nasıl bir şeydir? Neler yaşanır bu süreçte? Çoğunlukla öğretmen olan anne yada baba ile aynı okula gidildiğinde tavan yapan ama eğitim hayatı boyunca peşinizi bırakmayan anılar. Nelerdir bunlar?

  • Ebeveynlerin ile aynı okuldaysan eğer tüm hareketlerine dikkat etmek zorundasındır! Çünkü sen o okulun öğretmeninin çocuğusundur. Tüm diğer öğrencilerin ve de öğretmenlerin gözü senin üzerindedir. Diğer öğrenciler “abuk subuk” diye tabir edilen hareketler yaptığında hanelerine -1 yazılıyorsa senin hanene -100 yazılır. İlk yanlış hareketin de “Bak gördün mü; Şu öğretmenin oğlu şöyle şöyle yapmış.” dedikoduları dilden dile dolaşır. Bu durum farklı okullarda olsan da çok değişmez. Öğretmen çocuğu örnek öğrenci olmalıdır! Arkadaşlarınla okuldan kaçar ve yakalanırsan yakalayan öğretmenden onlar 1 dinlerlerse sen 5 dinlemek zorunda kalırsın. Herkes bir yerde toplanıp toplu azarlanırken sen ayrıca bekletilir ve iyice haşlanırsın ki iyi pişesin. Üstüne bir de annenden babandan öğütler dizisi gelir ki tadından yenmez.
  • Tüm derslerinde başarılı olmak zorundasındır! 1.sınıfta ilk okumayı öğrenen öğrenci sen olmalısındır. Anadolu Lisesi sınavında en iyi okulu kazanan, üniversite giriş sınavlarında en iyi üniversitelerden birini kazanan öğrenci sen olmalısındır. Öğretmen çocuğu olduğundan sen aynı zamanda örnek öğrencisin. Derslerde başarılı olmak senin damarlarındaki asil kanda mevcut olmalı. Tüm derslere hazırlıklı gitmelisindir. Öğretmenin bir soru sorduğunda ve sınıfta kimse bilemediğinde en son sana sorar, buna doğru yanıt vermelisin ki “Öğretmen çocuğu her şeyi bilir” diye göğsünü gererek seni diğer arkadaşlarına örnek gösterebilsin. Veli toplantılarında sınıfın en iyi öğrencileri sayılırken aralarında olmalısın. Diğer velilere “Öğretmen çocukları böyle başarılı olurlar. Biz öğretmenler böyle öğrenci yetiştiririz.” mesajının verilebilmesi için çok çalışmalısındır.
  • Kıyafetlerine her zaman dikkat etmelisindir. Bu kısmın şimdi ki kılık kıyafet değişikliğiyle pek geçerliliği kalmayabilir ama bizim okuduğumuz zaman da çok önemliydi. (Siz bilmezsiniz gençler! de desem tam yaşlanmış sayacağım kendimi) Lisede herkes okul yönetimi tarafından istenilen süveterden,pantolondan, gömlekten, ceketten, ayakkabıdan daha farklı bir tip daha farklı bir renk giyinmiştir. Bunu öğretmen çocuklarının yapmasında ilk direnci ebeveynleri gösterir. “Olur mu evladım öyle şey!” diye başlayan sözlerle farklı olma isteğinize direnç gösterilir. Okul yönetiminin koyduğu kuralların dışına çıkman yasaklanır. Okul içerisinde yakayı bağrı açmamak gerektiği, kravatın çözülmemesi, gömleğin dışarı çıkmaması kısacası kıyafetin üslubunun bozulmaması sıkı sıkı tembih edilir. Bu örnek öğrenci çoğu zaman müdür ve müdür yardımcısı tarafından diğer kurallara riayetsiz arkadaşlarına örnek gösterilir.
  • Ebevynlerinden biri branş öğretmeni ise ve dersine giren öğretmenin nevi şahsına münhasır zatı muhteremi tanıyorsa vay haline! Yoklama alınırken kendilerinin hal hatırının sorulmasından sözlülerde ilk senin kaldırılmana kadar gider bu süreç. Hoca seni kayırıyor denmesin diye en kallavi sorular sana yöneltilir ve bunları eksiksiz cevaplaman beklenir. Tabi çoğu öğretmen, öğretmen çocuklarının başarılı olmasını arzularken bunun tam tersi durumlar da olabilir. Bu da senin hayatını kabusa dönüştürebilir.
  • Bir de öğretmen bir ailenin çocuğu olmaktan mütevellit her zaman yüksek sesle konuşmayı alışkanlık edersiniz. Kısık sesle konuşmak zor bir zanaattır artık sizin için! Hatta toplum içerisinde yakın arkadaşlarınızdan hatta olur olmadık kişilerden kısık ses ile konuşmanız yönünde uyarılırsınız.

Gün gelir zaman geçer bu zorunluluk olan şeyleri özlediğinizi fark ettiğinizde işte o zaman anılarınızın ne kadar manidar olduğunu anlarsınız. Yıllar sonra tebessüm ettiren yanları da yok değildir öğretmen çocuğu olmanın;

  • Anneniz yada babanız evde yazılıları okurken dayanamaz şöyle bir göz atarsınız. Komik cevaplarla karşılaşır gülümsersiniz. Bilinmeyen sorulara verilen muzip cevaplar, sınava çalışamadığından dolayı af dileyenlere kadar… Onlar yazılılara not verirken girdiğiniz sınavlar gelir aklınıza.
  • 24 Kasım’da gelen hediyelerle eve yüzlerinde bir tebessümle gelişlerini görmek keyif vericidir. Hatırlanmaları mutlu eder onları. Merakınızı tutamaz sizde bakarsınız paketlerin içinden ne çıkacak diye. Küçükken bu paketlerden ganimet çıkarmaya çalıştığınızı hatırlar ve sinsi sinsi sırıtırsınız.
  • Ailenin seni “Sen memur çocuğusun, vatanına milletine yararlı bir birey, haksızlıklara karşı mücadele veren bir vatandaş olmalısın!” desturu ile yetiştirmesi en basitinden banka sırasında yapılan bir haksızlık karşısında bile sessiz kalmamana olaya müdahil olmana sebep olur.
  • Küçükken annenizin yada babanızın okuluna gittiğinizde herkes sizin üzerinize titrer. Okulunveliahtı edasıyla gezinirsiniz oartalarda. Öğretmenler odasına girdiğinizde diğer öğretmenler size bir şeyler sunmaya çalışır. Okul öğrencileri o odaya girmekten korkup çekinirken siz elinizi kolunuzu sallaya salllaya rahatça girer çıkarsınız.
  • Dönem dönem arkadaşlarınız arasında bir geyik vardır her zaman. Öğretmen çocuğu ya ondan böyle iyi notlar alıyor. Annesini babasını tanıyorlar ya ondan torpilli davranıyorlar ona. “Kesin yazılı sorularını alıyordur bu” geyiklerine maruz kalırsınız.
  • Ebeveynlerinizden biri ilkokul öğretmeni ise ve yerli malı haftasında eğer ebeveynlerinizin okulundaysanız ilk önce kendi sınıfında velilerin yaptığı türlü tatlıların, poğaçaların, keklerin, böreklerin tadına baktıktan sonra lezzet turuna öğretmenler odasında devam edebilirsiniz. Böyle bir lezzet gününe nadir denk gelirsiniz.
  • Seneler geçip siz kocaman adam olmuşsunuzdur. Annenizden bir şey almak için okuluna gidip sınıfına uğrarsınız. Annenize sarılan o küçük haylazları görürsünüz. “Örtmenim, örtmenim!” diye bağıran o küçüklerin sizin annenize koşmalarını ve annenizin onları kucaklamasını görünce idrak tavan yapar. Onlar çok kutsal bir mesleği icra etmektedirler.
  • Haberlerde dinlediğin tekrardan gündeme gelen vergi iade zarflarını duyunca habere gülsen mi ağlasan mı bilemezsin. Babanın ve annenin günlerce fiş doldurup hatta sana okutturup yazdıkları zarflar aklına gelir bir garip olursun.
  • Üniversite yıllarında her Türk evladı gibi saçını ve sakalını uzatırsın. Öğretmen baban konuya hemen müdahale eder ve “Oğlum ne bu hal? Hiç yakışıyor mu? Kes şu saçlarını, sakalını adam gibi ol!” der. Hevesinizi almadan kesmek istemezsiniz ama bir yandan da saygı duyduğunuz adamın sözünden çıkmak istemezsiniz. Hemen bir hinlik yapıp babanızın fotoğraf albümündeki uzun saçlı ispanyol paçalı fotoğraflarınızı bulursunuz. Babanıza bak sende bir zamanlar gençmişsin ve bunları yapmışsın dersiniz. Siz gençlik anılarını dinlerken biraz daha süre kazanmış olursunuz böylece.
  • Kendi derslerinize çalışmak için evde müsvedde kağıt ararsınız. Evde her zaman babanızın ne olur ne olmaz diye fazladan çoğalttığı yazılı sınavları bulunmaktadır. Bunları alır kullanmaya başlarsınız ve bir an dersinizi bırakıp kendinizi babanızın yazdığı soruları cevaplamaya çalışırken bulursunuz.

Tüm bunların sonunda anne babanızın hayatınızdaki ilk öğretmenleriniz olduğunu fark edersiniz ve bununla gurur duyarsınız. Bu pek az kişiye nasip olacak bir ayrıcalıktır…


Küçük Prens (Le Petit Prince)

Posted: Aralık 18th, 2012 | Author: | Filed under: Genel | Tags: | No Comments »

Uzun zamandır ev, iş, bir yerlere yetişme, bir şeyleri hayata geçirme derken hayatın yoğunluğundan yorgun düşmüş ve zihinsel olarak bir tatile ihtiyaç duyduğunuzu hissettiniz mi? Sanırım günlük iş yaşamı içinde böyle hissetmeyen birini daha görmedim. Yaptığınız iş ne olursa olsun, kime sorsanız çok yoğundur ve de çok çalışmaktadır. Hep çok işimiz vardır yapacak ve bitmeyeceklerdir. Bitmeyen işlerimiz aklımızın bir köşesinde yer eder, döner döner döner ve devamlı zihnimizi meşgul ederler.

Oysa hikayenin başlangıcına gitsek yani çocukluğumuza; Hayatın rengarenk olduğu zamanlara. Anlaşılması basit ve eğlenceli yıllar. Nasıl geçiyordu o zamanlar bir günümüz? Sabah erken uyandırılıp kahvaltı yapmak için istemeye istemeye bakkala gidip ekmek almak ve kenarını kemire kemire eve gelmek. Bazen paranın üstü ile sakız yada çikolata almak, kahvaltının ardına sevdiğin çizgi filmi izlemek, arkadaşlarınla veya kardeşinle sokakta oyun oynamak için üstünü değişip sokağa fırlamak. Susadığında eve yada daha yakın diye komşu teyzeye uğramak, öğle yemeğinde oyundan ve arkadaşlardan uzak kalmayayım diye annenden ekmek arası bir şeyler isteyip tozlu ellerle o ekmeği yemek. En büyük sıkıntının bugün hangi oyunu oynasak da zaman öldürsek olduğu günün akşamına hava kararana kadar eve girmemek ve herkesin yavaş yavaş sokağı terk etmesiyle ebeveynlerinin yanına dönmek. Yorgun geçen bir günün ardına yatağa uzanırken türlü türlü hayallere dalmak ve yarını iple çekmek. Bu ve benzeri birçok günün meydana getirdiği bir çocukluk dönemi.

Bu çocukluk dönemi içerisinde okumak zorunda bırakıldığın hikaye kitapları. O zamanlar gerçekten zorunluluk geliyordu bana. Ne katacaklardı sanki hayatıma? Okuyunca ne olacaktı? Ne güzel dışarıda arkadaşlarımla türlü türlü oyunlar oynayabilecekken oturup bu saman kağıtlarını okuyunca ne geçecekti elime? Tamamen vakit kaybı! Annemin ve babamın “Oğlum okudun mu kitabını? Beğendin mi?” diye başlayan soru cümleleri. Annemin aldığı “Dünya Klasikleri” serisini hatırlarım bu sorular eşliğinde. Yaz tatillerimin değişilmez hikaye kitapları. İçlerinden çok sevdiklerim, bağlandıklarım olmuştu. Beğenmiştim orada anlatılan hikayeleri ve hatta birkaçını kendimle özdeşleştirmiştim. Sokakta oyun oynarken arkadaşlarıma anlatmıştım iştahlı iştahlı. Sonra çizgi filmlerini görmüştüm bir kaçının ve bu beni daha da heyacanlandırmıştı. Hemen yanımdakilere ben bu hikayeyi biliyorum diye caka satmıştım. Bunların içinde hatırlayamadığım bir hikayeydi “Küçük Prens”. Birkaç farklı kişiden birkaç kez duymuş, ekşisözlükteki ve idefix’teki yorumlar merakımı daha da kamçılamıştı. Kitabının alınması gerektiğine kanaat getirmiş ve hem ilerideki küçük prens yada prenseslerime okumak hem de içimdeki çocuğa hediye etmek için aldığım bu kitabı bir solukta okuyup bitirdim.

Bir boğa yılanının bir fili yutabileceğine inanır mısınız? Küçük bir astreoidin aslında bir çocuk için kocaman bir dünyayı temsil edebileceğini görseniz ne derdiniz? Sahip olduğu gülün bir eşi benzeri olmadığına inanan ve dünyadaki diğer gülleri gördükten sonra kırılan inancını bir tilkinin sözleriyle, dostluğuyla onarmasını okumak ister miydiniz? Uçsuz bucaksız bir çöle düşen bir yetişkinle bir küçük prensin arasında geçen hikayeleri öğrenmeye ne dersiniz? Kısacası küçüklerin anlayabildiği ama biz büyüklerin unuttuğu gerçekleri tekrardan hatırlamak ister misiniz?

İçinizdeki saflığı ve hayal dünyasını barındırdığınız o çocuğun tekrar yeşermesini istiyorsanız eğer bu kitabı alın ve sayfalarını çevirmeye başlayın. Göreceksiniz ki anlattığı hikayeler size hala anlamlı gelecek. İçinde geçen kelimeler defalarca düşündürecek ve bir yerlerden yakalayacak sizi.  Büyüklere masallar kuşağının da sonuna geldik böylece…


Başarı tesadüf değil midir?

Posted: Ekim 28th, 2012 | Author: | Filed under: İş Dünyası | Tags: , | No Comments »

Uzun zamandır isteyipte yapamadığım şeylerden biri de devamlı ve istikrarlı bir şekilde blog yazmak. Maalesef bunu çoğunlukla gerçekleştiremiyorum. Daha istikrarlı bir hale getirmek için okuduklarımı, gördüklerimi, düşündüklerimi yazmaya daha fazla zaman ayırmaya çalışıyorum son günlerde. Uzun zamandır kitaplığımda olan ama bir türlü tamamını okumayı başaramadığım Günseli Özen Ocakoğlu’na ait “Başarı tesadüf değildir” kitabında geçen yazılardan not ettiklerimi, dikkatimi çekenleri ve beğendiklerimi blogta da yazmaya karar verdim. Hem kısa bir özet yapıp hem de okumayanlar için bir derleme olması açısından.

Kitabın içeriği, kapağında “İş dünyasının 80 önde gelen ismi ve onları başarıya ulaştıran sırları” olarak tanımlanmış. Yazarı daha önceden tanımadığım için biraz “Google” araştırması yaparak kendisinin gündemi yakından takip eden bir yazar olduğunu gördüm. Kitap benim için Türkiye’de önemli kuruluşların başında olan kişiler ve onların iş yapış şekilleri hakkında fikir edinmemi sağladı.

Kitapta röportaj yapılan 80 kişiden analiz edebildiğim ölçüde başarı için genel özellikleri şöyle sıralayabiliriz;

  • Azimli olmaları ve zorluklar karşısında yılmamaları
  • Çok çalışkan olmaları, bilgiye olan açlıkları, eğitime önem vermeleri ve araştırmacı kişilikleri
  • Geçmişte yaşadıkları hatalardan edindikleri tecrübelerle geleceği şekillendirmedeki ön görüleri
  • Kendilerine olan öz güvenleri ve cesaretleri
  • Tutkulu olduklarını çevrelerine gösterebilmeleri
  • İyi birer dinleyici olmaları, işlerine odaklanmaları ve olayları tüm yönleriyle değerlendirmeleri
  • Zamanımızın en önemli vasfı olan “hızlı” olmaları
  • Analitik düşünme yetenekleri
Aşağıda alıntılar yapacağım sözlerin sahiplerini kitabın yazıldığında çalıştıkları kurumlardaki ünvanları ile aldım.

“Arabayı kullanırken dikiz aynasına bakarak kullanmayınız önünüze bakınız, çünkü arkadaki olayları değiştirmek mümkün değildir.” ( Erdal Karamercan, Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su)

“Hayatım boyunca çok iyi eğitim almış kişilerle çalıştım. Benden daha zayıf birini yanımda çalıştırmayı hiç düşünmedim. Hep daha akıllılarla ve iyi eğitim almışlarla çalışmayı tercih ettim. Çünkü her biri bana çok şey kattı. Ben verdim ve almasını da bildim. Bu şekilde kendimi iyi eğittiğimi düşünüyorum.” (Gündüz Özdemir, Arçelik Genel Müdürü)

“Kısa zamanda belirli noktalara geldim ama inanın bana bunun yarısı şanstı. Yarısı şanstı ama diğer yarısı, liyakat işi. Ben her zaman durumdan vazife çıkartmış biriyim, yani benim bir takım şeylerin sorumluluğunu almam için bana illa bir şeyin tevdi edilmesi gerekmiyor.” (Selim Şiper, İpragaz Genel Müdürü)

“Bizde (Türkiye’de kast ediliyor) planlamadan ‘hemen yapalım’ ın maliyeti çok daha fazla. Aslında ‘hemen yapalım’ yerine ‘Beş gün sonra yapsak daha verimli’ olacak ilkesini benimsemeliyiz.” (Cüneyt Türktan, Avea Genel Müdürü)

“Lider çalışanlarını geliştirmeli ve hatalarını tolere etmelidir. Ne yazık ki, Türkiye’de birçok lider bunu yapmıyor. Genellikle kararların tümü, baştaki lider tarafından veriliyor ve bir başka liderin yetişmesine olanak verilmiyor. O kuruluş da baştaki liderin kapasitesi ne kadarsa o noktaya kadar büyüyor. ….bu nedenle de Türkiye’deki en büyük zafiyetin ‘insan kaynakları yönetiminde’ olduğunu düşünüyorum. Kurumlar ve liderler bir sonraki lideri yetiştirmedikleri sürece, işleri çok zor. Kendisinden sonraki lideri yetiştirmek için ise liderlerin kendi egosunu yenmesi şart!” ( Şahin Tulga, Hawlett Packard Genel Müdürü)

“Kendime özgü geliştirdiğim sistemlerle, riskleri görmeye çalışırım. Türkiye’de CEO olarak çalışıyorsanız bazı şeylerde öngörü sahibi olmak zorundasınız. Mutlaka B ve C planlarınızın olması gerekiyor.” (İzzet Karaca, Unilever Türkiye,Orta Asya, Kafkasya ve İran’dan sorumlu YKB)

“Hedeflerini doğru koymanın, kurumun vizyonunu, misyonunu doğru tanımlamanın sadece basmakalıp tanımların çok ötesinde olduğunu düşünüyorum. Bu çerçeveyi çizdikten sonra takım arkadaşlarımı yeteri kadar yetkilendirdiğimi düşünüyorum. Zaten bu kadar büyük boyuttaki bir kurumun her ayrıntısında varolmanız mümkün değil.” (Tayfun Bayazıt, Yapı Kredi Bankası Genel Müdürü)

“Girişimci, eline geçen fırsatları değerlendiren kişidir. Ben halterci olabilir miyim? Şu anda sıfır ihtimal belki, ama iki sene sonra çok çalışarak olabilirim. İnsan hangi yönünü geliştirmek isterse bunu başarır. Beynimizle iş yapıyoruz. Bir şeyleri daha çabuk görebilmeliyiz.” (Sedat Yalınkaya, Goldaş Yönetim Kurulu Başkanı)

“Maaş, verilen değil, hak edilen bir şey. İnsanlar talepkar olmalı. Ama bu talep kuru kuruya da olmamalı. ….Üretmiyorsan talep edemezsin.” (Ali Sabancı, Esas Holding A.Ş. Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı)

“İşinizle duygusal bağlar kurmayın. Ben kesinlikle işimle duygusal bağ kurmam. Yatırım yanlışsa bırakmasını da bilirim. Zamanı geldiğinde satılması gerekiyorsa satmasını da bilirim. İş neyi gerektiriyorsa doğru zamanda onu muhakkak uygulamak gerekir.” (Emin Hitay, Teknoloji Holding Kurucusu ve İcra Kurulu Başkanı)

“Vazgeçmez ve çok çalışmaya devam ederseniz, başarı gelir.” (Süreyya Ciliv, Turkcell Genel Müdürü ve Yürütme Kurulu Başkanı)

“İnsanların hata yapmasına izin vermek gerektiğine ve hata yapanın ikinci bir şansa ihtiyacı olduğuna da inanırım. Birlikte çalışmaya inanırken, her şeyi ben yaparım yaklaşımını doğru bulmam. …Zor tarafım ise bu iş yapılamaz diyerek kolaycılığa kaçan olumsuzlar benimle çalışamazlar. Sonuna kadar denemeyi severim.” (Tahir Uysal, BP Türkiye Başkanı)

“Ben her zaman ‘biz’ yaklaşımını benimserim. Bu başarının sürekliliğini getirir. Eğer doğru bildiğimiz bir şeyi karara dönüştürürken olayın tüm taraflarının onayını almadan yürürsek, onaylamayanlar süreci kesintiye uğratabilir.” (Mehmet Büyükekşi, Ziylan Grup Genel Koordinatörü – TİM Başkanı)

“Aslında elleri işin içerisinde olan bir yöneticiyim. Sorumlu olduğum alandaki tüm detayları bilmek isterim ve mutlaka da öğrenirim. İşi geliştirmek için öneri ister, cesaretlendiririm. Başarının sırrının odaklanmakta yattığına inanıyorum. Odaklanmayı başarınca elde edilebilecek sonuçların neredeyse sınırı yok.” (Kurthan Tarakçıoğlu, Hyundai Assan Türkiye Yurtiçi Satış ve Pazarlama Operasyonlarından Sorumlu Genel Müdürü)

“Rekabette farkı ürünle yaptığınızda 1 yıl, insan kaynağı ile yaptığınızda en az 7 yıl sonra taklit edilebiliyorsunuz. Şimdi rakiplerimin İK anlayışına bakıyorum ve bir bölge müdürünün aynı konumda 20 sene kaldığını görüyorum. Aynı konumda 20 yıl çok uzun bir süre. Bence o çalışan, kuruma artık bir şey veremez. Bir çalışanı beş yıl sonra ya terfi ettirmelisiniz ya da işten çıkarmalısınız. Rekabet her alanda yapılmalı.” (Orhan Turan, ODE Yönetim Kurulu Başkanı)

“Bina taklit edilebilir, parası daha fazla olan daha fazla ödeyip daha büyük bir bina tutabilir. Taklit edilemeyen insan kaynağıdır. Yatırımımız insan kaynağına.” (Hasan Vatan, Vatan Bilgisayar San. ve Tic. A.Ş. YK Üyesi ve Genel Müdürü)

“Geleceği görebilmenin bir tek yolu olduğuna, onun da geleceğin sizin tarafınızdan yaratılırsa söz konusu olacağına inanırım. Başka türlü olmaz.” “Bugünün dünyasında farkı ancak süratle yaratabilirsiniz. Hızlı balık yavaş balığı yutuyor.” (Dr. M. Sani Şener, TAV Havalimanları Holding İcra Kurulu Başkanı ve CEO’su)

“Bilgiyle değil de mantıkla bir yere varılmasına kızarım. Mantığı öne çıkarırsak sokaktaki adamın da benden daha mantıklı olma ihtimali var. Ama bilgi zor elde edilebilir bir şey.” (Orhan İdil, Hayat Kimya Genel Müdürü)

“Çalışanlar mevkilerinin hakkını vermeli. Beni soruları ve icraatlarıyla ileriye doğru zorlamalılar. Fikir ayrılığı da, tartışma da olmalı. Bir yönetici olarak en çok, bir şey söylediğiniz zaman nasıl yapılamayacağını anlatanlara kızarım. Bizim memleketimizde maalesef iş yapış biçimi böyle. Çocuğunuzdan çalışanınıza kadar yapması için bir şey söyleyin, size onun nasıl yapılmayacağını iki dakikada anlatırlar. Benim yaklaşımımda çözüm vardır. Hiçbir iş sürüncemede kalmamalı.” (Çetin Çakmakçı, Ferroli Türkiye Genel Müdürü)

“Karar, zamanında, koşullarında, yerinde verilen şeydir. Bambaşka bir ortamda bambaşka bir koşulda geriye dönüp keşke demek bence anlamsız.” (Erdem Koçak, Türk Henkel Yönetme Kurulu Başkanı)

“Bir şeyi yapmak istersem karşımdaki kişinin fikirlerini dinlerim. Bilgi toplarım. Bir insan her şeyi bilemez. Bir mozaik gibi taşları toplarım. Bu taşlardan bir resim yaparım. Kendimi de bu resimde bir yere koyarım.” (Herman Butz, Bosch Türkiye Genel Müdürü)

“Ölçemediğin bir şeyi yönetemezsin, iyileştiremezsin. Yöneticilerin başarı kriterlerini bilmeleri ve neye göre başarılı olduklarını iyi hesap etmeleri gerekir.” “Eğitim alırken, tavsiye de alın. Eleştirileri kaldırabilmeyi öğrenin.” “Büyük balık, artık küçük balığı yutmuyor. Hızlı balık, yavaş balığı yutuyor.” (Dr. Ahmet Paksoy, İDO Genel Müdürü)

“Eğer iş hayatınızda karakterinizin dışında bir şey yapmaya kendinizi zorlarsanız, tıpkı bu lastik gibi gerilir ve koparsınız. İşte bu nedenle karakterimi zorlamam. Çünkü bu beni yıpratıyor. Benden daha iyi olanlar vardır. Ben sadece kendi yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalışırım. Ne zamanki benden daha iyi biri gelir, bende o kişiye bu makamı daha iyi olduğu için bırakacağım.” (Murat Yalçıntaş, İTO Başkanı)

“Girişimcilik edindiğin bilgiyle ve cesaretinle doğru orantılıdır. Bilgi yoksa istediğiniz kadar girişimci cesaretiniz olsun. Bir şey ifade etmez! Ya da cesaretiniz yok ama bilginiz var. Bu da olmuyor!” (Hamdi Akın, Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı)

“Parayı herkes kazanır. Beni başarı motive eder. Ekibin süreç odaklı çalışmamasına çok kızarım. Maç 90 dakika. Gol atan kazanır. Maç berabere bitmez. Başarının içinde ‘baş-arı’ olmak önemli. Bende buna dikkat ederim.” (Tuncer Hunca, Hunca Kozmetik Yönetim Kurulu Başkanı)


Emre Kurttepeli

Posted: Şubat 27th, 2012 | Author: | Filed under: ITU Executive MBA | Tags: , , , | No Comments »

07.06.2011 tarihli dersimizin konuğu Türkiye’nin en büyük portalı Mynet ‘in kurucusu Emre Kurttepeli idi.

Eğer Emre Kurttepeli ile olan sohbetimizi izlemek isterseniz aşağıdaki videoya başvurabilirsiniz. Video uzun gelecek olanlar için özet yazı aşağıdaki gibi.

 

Emre Kurttepeli, 1996 yılından beri internet sektöründe ve Fornet kurduğu ilk firma. Erişim sağlayıcı olan bu firmayı 3 yıl sonra Koçnet’e satıyor.

Emre Bey, 1999 yılında sadece İngilizce bilenlerin kullanabildiği bir internet dünyasında sadece Türkçe bilenlere yönelik hizmetler yapmaya karar vererek “mynet” i kuruyor ve Türkçe ara yüzle mail hizmeti veriyorlar. Girişimciliğin zorluklarından bahsederken yaklaşık 1,5 sene sonra ilk faturasını kesebildiklerini belirtiyor. Uykusuz gecelerin ve iş yerinde yatmaların girişimcinin mecburi bir gelişmesi olarak görülüyor. O dönemlerde siteye reklam almanın zor olduğunu ve reklam verenler bulmanın zorluğunu anlatıyor. Yaptığınız işe inanıp özveri göstermenin “mıknatıs etkisiyle” sizin gibi çalışabilen kişileri yanınıza çekmede etkili olduğunu belirtiyor.

Kurumsal bir firma ile girişimci ruhu birleştirmenin zorluklarına değinen Emre Bey, mobil dünyanın günümüz internet sektörünü nasıl etkilediğini ve oluşturdukları mynet ekosistemi”nin bu dönemde nasıl şekilleneceğinden bahsetti.

“Collaborative e-commerce” gibi oluşumların gerçek hayattaki deneyimlerden nasıl fark yarattığına değinen Emre Bey 18,5 milyon kullanıcıya sahip mynet trafiğinin %11’inin facebook %16’sının google dan yönlendirilen trafikten oluştuğunu vurguluyor. Mynet’in iş modeli olarak insanlara bedava hizmetler sunup aldığı reklamlardan gelir elde etmek olduğunu belirtiyor. İnsanların gerçek hayatta yaptıkları her şeyi internette de devam ettirdiğini sürdürüyor. Sadece davranış modellerinin değiştiğini vurguluyor.

Türk insanının girişimci bir millet olduğunu vurgulayan Emre Kurttepeli girişimcinin belli bir formasyona sahip olması gerektiğini söylüyor. Emre Bey, eskiden trafiği sadece kendi sitelerine yönlendirme mantalitesinden kurtulup revaçta olan site ve uygulamalarla işbirliği yaparak büyük oyuncu olmak gerektiğini vurguluyor. Facebook’un en büyük uygulama geliştiricileri olduklarından ve ellerindeki mail kullanıcılarını koruduklarını belirtiyor. E-ticaret ile büyük bir networke ulaşmanın ve pazarlamanın daha önceden bu kadar kolay olmadığını söylüyor. Nesil farklılıklarının altını çizerken yeni neslin bilgiye hemen ulaşım isteğini dile getirirken mobil aleminde farklı oyuncular olabileceğine “skype” ile “viber” arasındaki örneği sunarak açıklıyor. Mobilin insanlara her zaman “online” olabilme olanağı verdiğini belirtiyor.

TV nin günün sonunda hayatımızda olacağına inanmıyor ve en kolay erişimi kim sağlıyorsa kullanıcıların oraya yöneleceğini taşınabilen özel cihazların daha fazla önem kazanacağını düşünüyor. Mobil cihazların TV yi daha çok benzeyeceğine kendisinin kişisel deneyimlerinden de örneklerle açıklıyor. İnternet sektörünün hobisel olarak başlayıp, patlamayla bir anda gelişip şu anda emekleme döneminden gelişme dönemine geçtiğinden bahsediyor. İnternet yatırımcılığının Türkiye’de yeni yeni geliştiğini belirtiyor. Silikon vadisinde “start up” ların birçok yatırım bulma olanığına sahip olduğunu anlatıyor.

Emre Kurttepeli bu yıl yaptığı “dikey e-ticaret” site yatırımlarından da bahsediyor. Balerin.com parfümeri satışı yapan bir dikey site. Mobilhediyem.com girişiminde özel günlerde mobil cihazlar üzerinden hediye gönderimini sağladığını söylüyor. Cihaza gelen kodu anlaşmalı firmalara göstererek hediye gönderilenin ürüne sahip olabildiğini söylüyor. Angry birds gibi “value proposition” ı çok yüksek bir oyun yaratmanın farklı bir girişimcilik örneği olduğunu söylüyor. 1 dolara bu kadar çok oynanılan bir oyun bulunmadığını belirtiyor. Kendi yatırım olan hocam.com üzerinden iş modellerinin kapasitelerinden bahsediyor. Hocam.com ‘un sadece üniversiteli gençler arasında oluşturulan bir sosyal ağ olduğunu ve bir müddet sonra genişlemesinin en fazla üniversiteli gençlerin sayısı kadar olabileceğini söylüyor. Burada bir ikilemin olduğundan ve hedef kitlenizi değiştirip üye sayısını artıralım deseniz rakiplerinizin değişeceğinden iş modelinizi değiştirmek zorunda kalacağınızdan bahsediyor. Başarılı bir işin böyle bir handikapı bile olsa devam edilmesi gerektiğini söylüyor. Gittigidiyor gibi ikinci el pazarının belli bir doyuma ulaşacağını ve daha sonra servisleri geliştirmenin ve farklılaştırmanın önemli olduğunu vurguluyor.

İnternetin aracıları elimine edip satışı sadeleştirdiğini söylüyor. Yonja.com un trendi yakalayamayıp odak noktasını kaçırdığını ve facebook gibi girişimciler karşısında yenildiğini söylüyor. Yeni girişimciler için önerisi yola tek başına çıkmamaları ve farklı özellikteki kişilere sahip grupların sektörde daha başarılı, kolay ilerleyebileceğinden söz ediyor. Şirket kurmanın evlilik ile eşdeğer olduğunu vurguluyor.

 


Serdar Kuzuloğlu / Yunus Emre Güzer

Posted: Şubat 26th, 2012 | Author: | Filed under: ITU Executive MBA | Tags: , , , | No Comments »

31 Mayıs 2011 tarihli dersimizin konuğu Serdar Kuzuloğlu idi ve “Zamanın ruhunu okumak” adlı sunumunu dinledik. 1994 yılının sonunda gazetecilik hayatına başlayan Serdar Kuzuloğlu dünyadaki ve Türkiye’deki birçok popüler sitenin kurucularıyla tanışma fırsatı bulmuş. Birçok farklı kurumda yöneticilik deneyimi olan Serdar Kuzuloğlu Doğan TV holdingin dijital stratejilerini çizmiş. Halen Radikal gazatesinde Salı ve Perşembe günleri köşesinde yazarken bir yandan danışmanlık hizmetleri veriyor ve TRT ‘de bir TV programı sunuyor.

Günümüzdeki başarı modellerinin bize sunulan klişelerden ibaret olduğunu belirten Serdar Kuzuloğlu kariyer dünyasının çizilen sahte pazarlama modellerinden oluştuğuna dikkat çekiyor. İnsanların sahip olmadıkları şeyler için hayat boyu çabalamalarını esprili bir dille anlatan Serdar Bey, klişelerle bakıldığında gerçeklerin göz ardı edildiğini ve insanlara fayda getirmenin unutulduğunu söylüyor.

Türkiye ve dünyadaki girişimcilik örneklerinden bahseden Serdar Kuzuloğlu 1923 de Eyüp Sabri Tuncer ‘in kendi markasına ait ürünlerin bulunduğu bir mağaza kurarak Türkiye deki ilk kataloğu bastırdığını ifade ediyor. Osmanlı geleneğinden gelen pazarlık kavramını kırabilmek için ürünlerin üzerine fiyat etiketleri koyan Eyüp Sabri Tuncer aynı zamanda ilk bedava ürün kuponunu çıkartıyor. Bu Türk markasının yaptığı “tüccarlığı farklılaştırmanın” bir başka türünün Amerika’da McDonald’s ailesinde görüldüğünü ve hızlı yemek hizmeti verebilmek için “ self service” ve “yemek listesi” gibi standartlar getirerek nasıl büyüdüklerine işaret ediyor. Bill Gates  ve Steve Jobs gibi örnek modeller arasındaki farkları dile getiren Serdar Bey, bu örnek modellere hiç benzemeyen facebook kurucusu Mark Zuckerberg in yeni neslin örnek modeli olduğunu söylüyor.

Başarısızlığın başarıdan daha öğretici olduğunun altını çizen Serdar Bey yükselirken insanın başının döndüğünü ve yükseklikten dolayı körleştiğini söylüyor. Başarısızlık hikâyelerini öğrenmenin başarı hikâyelerini öğrenmekten daha önemli olduğunu ve çok şey bildiğimizi zannetmemizin yaptığımız en büyük yanılgı olduğunun altını çiziyor. Teknolojinin sağladığı bilgi dünyasında emin olamadığımız konular ya da ulaşamadığımız bilgiler yığının bizi rahatlattığını söylüyor. İnsanların hayatlarını kafalarında “bookmark” ve “short cut” larla sürdürdüğüne dikkat çekiyor. Türkiye de 4 milyon kadının okuma yazma bilmediğini ifade ederken bu durumun ne kadar zor olduğundan bahseden Serdar Bey dijital çağda bugüne kadar yazılan tüm kitapların ancak yüzde 10 unun dijitalize edildiğini, insanlık mirası sayabileceğimiz eski film ve müzik arşivlerinin birçoğunun günümüze yetişmediğini söylüyor. Fotoğrafçılığın artık yok olduğunu, geçmiş yıllarda fotoğraf çekilirken insanlar süslenip kendilerine özen gösterirken ve fotoğraf adedi sınırlı iken günümüzde teknolojinin dijital dünyası ile fotoğraf kavramının değiştiğine ve yüzlerce özensiz fotoğraflar çekilerek veri kirliliği oluştuğuna dikkat çekiyor. Çekilen bu dijital fotoğrafları cd de saklamak istediğinizde iyi marka bir cd nin 8 yıl ömre sahip olduğunu ifade ediyor. Britannica ansiklopedisinin “dünyanın bilgisini evinize getirir” ifadesinin günümüzdeki interneti tarif etmeye çalıştığını söylüyor.

Kuzine soba gibi bir ürünün günümüzde hala bulunmadığını belirten Serdar Kuzuloğlu, kuzinenin aileyi bir araya topladığına dikkat çekiyor. Kuzine ile çay demlemek, banyo yapmak ya da bulaşık yıkamak için su ısıtabilmek, çamaşır kurutmak, kestane pişirmek mümkün iken aynı zamanda kuzine etrafında ailece mandalina yiyip mandalina kabuğu kızartıp turunç kokutmanın da ortamı renklendirdiğini gülerek anlatıyor.

İnsanların alışılagelmiş bu sıkışık aile ortamının eksikliğini teknolojik cihazlarla giderdiğini vurguluyor.

Kuzuloğlu aile büyüklerinden kopma ve uzaklaşmanın bizleri ayrı dünyalara ittiğini ve soru sorup akıl danışılacak kişilere özlemin arttığını söylüyor. Gösterdiği fotoğrafla zamana göre bakış açısının değişmesini vurguluyor. Kaynaklarımızın bugün sınırsız olduğunu ve refah bir toplumda yaşadığımızı söylüyor. Bir ayda ortalama 300 farklı karar aldığımızı belirtirken bunların seçeneklerin fazlalığından kaynaklandığını söylüyor. Bunlara örnek olarak bir sabun almak için 400 farklı seçenek, 236 farklı su markası, 150 farklı gofret markası olduğunu söylüyor. Zara ve Mango daki erkeğin zulmünü ve kadınların elbise denemedeki hızlarına değinirken dopamin salgısının insanlığın en büyük düşmanı olduğunu söylüyor. Hep daha fazlasını istememizin dopamin bağımlılığından kaynaklandığını söylüyor. İnternet bağımlılığının neden kaynaklandığını sorgulayan Serdar Kuzuloğlu Türkiye ‘de 7 milyondan fazla adsl kullanıcısı olduğunu , facebook kullanımında 3. Ülke olduğumuzu vurguluyor. Türkiye’de 3 milyondan fazla insanın internet üzerinden ticaret yaptığı bilgisini paylaşırken 14-45 yaş arası 43 milyon nüfusa dikkat çekiyor. Bu nüfusun potansiyel alıcı olduğunu ve gençlerin %90 ının sosyal ağlara üye olduğunu ifade ediyor. Bir insanın günlük sosyal ilişki kurduğu kişi sayısı 125 iken bu sayı sosyal ağlarla 500’e çıktığını fakat bilimsel olarak bir insanın 40 arkadaş üzerini kabul etmediğini vurguluyor. Eskiden paranın güç manasına gelirken şimdi bilginin gücü sembolize ettiğini ifade ediyor.

Sosyalliğin farklılaştığını insanların sosyalleşmek için ekranlara bakmak zorunda kaldıklarını, sosyalleşmek için sokağa veya kafeye gitmenin demode olduğunu söylüyor. İnsanların arkadaşlarıyla konuşurken yüzlerine bakmak yerine cep telefonu ekranına bakmalarının normal bir davranış olarak görüldüğüne dikkat çekiyor. Friendfeed in facebook tarafından satın almasıyla “Like” terminolojisinin dünya literatürüne geçmesinden bahseden Serdar Bey. Markaların facebook sayfalarındaki ürünlerinin “like” butonu sayesinde beğenilmesiyle sosyal pazarlamanın ortaya çıktığını ifade ediyor. Kendi çocuklarından örnek verirken konuşmayı öğrenmeden önce ipad kullanmayı öğrendiklerini ve dokunarak parmaklarıyla her şeyi yönetebileceklerini sanmalarını gülerek anlatıyor.

Yeni neslin %23’ünün ultrason görüntüleriyle, %33’ünün doğum fotoları ile sosyal ağlarda yer aldığı bilgisini paylaşıyor. Hangi mesleği yaparsak yapalım bu kuşağı anlamamızın gerekliliğini vurguluyor. Hayatın karmaşık olmadığını aksine çok basit olduğunu fakat biz insanların hayatı karmaşıklaştırdığını söylüyor. Kadınlar ile erkekler arasındaki genel farklara da değinen Kuzuloğlu’ndan bir şeyler dinlemek gerçekten güzeldi.

Dersimizin bugünkü bir diğer konuğu Yunus Emre Güzer, Garanti Ödeme Sistemlerinde çalışıyor. Türkiye’de internet ve ödeme konusunda sayılı kişilerden biri. Büyük e-ticaret sitelerinin ilk çıkışlarına şahit olmuş ve gözlemleme imkânı bulmuş. Hepsiburada, gittigidiyor gibi e-ticaret sektörünü devlerinin müşterileri olduğunu söylüyor.

Emre Güzer, şu anda faaliyette olan herhangi bir kurumun Bilgi Sistemleri müdürünün internetle tanışması 25 yaşını bulurken yeni neslin doğumundan itibaren internet ile iç içe olduğundan bahsediyor. Tüm kurumsal bankaların da bu yeni tüketici grubunun alışkanlıklarını anlamaya çalıştıklarını söylüyor. “Social Shopping” kavramını birbirimize sorarak yaptığımız alışveriş şeklinin e-ticaret yoluyla yapılması olarak izah ediyor. Lokasyon tabanlı servislerin markalar tarafından tercih edildiğini ve bu sayede genel bir filtreleme, buna yönelik pazarlama hareketlerinden bahseden Emre Güzer “facebook credits” in buna izin verdiğinden bahsediyor. İlk lanse edildiğinde 500 milyon “credits” dağıtılan sistemde 15 credits 1 dolara tekabül ediyor. Facebook’ta sanal dükkânların açılmaya başladığını (f commerce) ve Tesco’larda facebook credits kartlarının satıldığı bilgisini veriyor. Facebook creditsin aslında bir nevi karşılıksız para bastığını anlatıyor. Facebook’un sadece bir web sitesi değil aynı zamanda bir API(Application Programming Interface) olduğuna dikkat çeken Emre Güzer “amazon.com” a facebook kullanıcı ad ve şifrenizle giriş yapabildiğinizi ve “Web 3” sayesinde Facebook üzerinde paylaştığınız videolardan ve beğendiğiniz şeylerle alakalı ürünleri size öneride bulunduğunu belirtiyor.

Web 3.0 uygulamaları ile gelen semantik web uygulamalarından bahseden Emre Bey “Private shopping” in yakaladığı başarı sayesinde ulaştığı yeni kullanıcılarla ve e-devlet gibi uygulamaların zorlamalasıyla internet kullanımının arttığına işaret ediyor. Çin ve Hindistan’ın ardından elektronik ticarette en hızlı büyüyen ülkenin Türkiye olduğunu belirtiyor.

Grupanya gibi sitelerin insanlarla tanışmasından önce bankaların şirketlerle çalışmaya başladığını, BKM’nin de desteğiyle geliştirdiklerini anlatıyor. Kasım ayı itibariyle toplam(acq. E-ticaret) kartlı ödemenin 200.776,47 milyon TL ve %12 toplam ciro ile Garanti Bankasının pazar lideri bilgisini veriyor.

Elektronik ticaret tarafında birçok şirkette yönetici eksikliği bulunduğunu belirten Emre Güzer, 2010 ile 2011 yılı arasındaki işlem adedinde %10 artış olduğu bilgisini veriyor. E-ticaret kullanım nedenleri araştırıldığında; “Relaxation, fun, a favorite pass time, relief from stres, rewarding oneself, the most favorite location for shopping, shopping mails” gibi cevaplara ulaşılmış. İnternetten alışveriş hakkında halen bazı kullanıcılarda güven eksikliği olduğu fakat “3D secure” sisteminin bulunmadığı sitelerde yapılan işlemlerde 4 ay içinde itiraz edebilme hakkına sahip olduğumuzu söylüyor . Limango’nun 3D secure uygulamasını kullanırken Markofoni’nin bu sistemi kullanmadığını belirtiyor.

Emre Güzer, Google’ın uygulaması “Eye tracking” in gerçek hayatta uygulanan gölge müşteri anketlerinin (mağazalarda müşteri arkasında dolanıp nelere bakıp neler aldığına bakmaları) web versiyonu olduğunu belirtiyor.


yemeksepeti.com

Posted: Şubat 19th, 2012 | Author: | Filed under: ITU Executive MBA | Tags: , , , | No Comments »

Aşağıda okuyacağınız yazı bir önceki sitemden taşıdığım bir yazı. ITU Executive MBA “Strategic E-Marketing” dersi konuklarımızın konuşmalarından derlenip tarafımdan oluşturulmuştur.

17.05.2011 tarihli dersimizin konuğu yemeksepeti.com ‘un kurucu ortaklarından ve halen şirketin CIO ‘su Melih Ödemiş’ti. 1976 doğumlu Melih Ödemiş, Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Boğaziçi MBA yüksek lisans programını bitirmiş. Okul sonrası 1 sene Citibank bünyesinde çalışan Melih Bey Boğaziçi Bilgisayardan arkadaşları Nevzat ve Cem ile 24 yaşında kendi işlerini kurmaya karar vermişler.

Citybank’taki öğle yemeği aralarında “Bugün ne yiyelim? Nereden yemek söylesek?” muhabbetlerinden yemeksepetinin temellerinin atıldığını anlatıyor Melih Ödemiş. 3 ortak 2 çalışanla kurulan şirketin 26 restoranla hizmet vermeye başladığını ifade ediyor. 2000’li yıllarda çıkmalarının büyük avantaj olduğunu vurgulayarak ICQ ‘nun ve Google ‘ın daha yeni gelişmekte olduğunu belirtiyor. Az sermaye ile şirket kurulmasının nispeten kolay ve mümkün olduğu bir ortamda şirketlerini oluşturduklarının altını çiziyor.

İş hayatının oluşturduğu zaman darlığında insanların yemek aralarında güncel fiyat bilgilerine, restoran tavsiyelerine ve hızlı servise ihtiyaç duydukları bir zamanda yemeksepeti.com sitesi açılıyor. 2000’li yıllarda Türkiye’de internet açısından tablo; 2 milyon internet kullanıcısı, dial-up bağlantı ve bu bağlantı hızlarında bir internet sayfasının açılış süresi ortalama 1 dk. sürmekteydi. Bu şartlar altında site tasarımının ne kadar önemli olduğu aşikar. Basit bir arayüze sahip ve yüklenmesi uzun sürmeyen bir site olarak internet kullanıcısıyla buluşuyor yemeksepeti. O zaman ki yurtdışı benzerlerine baktığımızda; USA ‘da kurulu upfront’ta restoranların siteye üye olabilmeleri için siteye sabit ödemeler yapması gerekiyor. Yemeksepeti böyle bir ücretin Türkiye’deki restoranların siteye üye olmalarında bariyer oluşturacağını düşünüyorlar. Bunun yerine siteye üye kullanıcıların siparişlerini verdikleri restorandaki miktarlar üzerinden komisyon ücreti alıyorlar.

2001 yılı Türkiye’deki bir çok “.com” firması gibi yemeksepeti’ nide etkiliyor. Banka sektörünün büyük hasar gördüğü bu yıllarda 5 kişilik yemeksepeti ekibi günde 30-40 sipariş alıyor. Yemeksepeti kurucuları geceleri hatta pazarlarıda çalışarak siparişleri bizzat kendileri kontrol ediyorlar. 2002 yılında yapılan Altın Örümcek web ödülleri yarışmasının e-ticaret dalında ödül alıyorlar. 2002-2004 yılları arasını Melih Ödemiş şu sözlerle ifade ediyor: “Kurduğumuz işte hep cepten para koymak, yatırım yapmak zorunda kaldık. Zorlukların sizi yıldırmaması lazım. Bir iş yapabilmeniz için o pazarın ölçeklenebilir ve büyük olması lazım.” 2005-2007 yılları arasında Türkiye’ye TTNET ile ADSL teknolojisinin gelmesiyle genişbant internetin yaygınlaşmasıyla netten siparişin üssel bir artışa geçtiği görülüyor. 2005 yılında günde 1.500 sipariş alınmaya başlanıyor ve hedefi 5000 sipariş olarak belirliyorlar. 2007 yılı sonunda hedeflerini de geçerek günde 10.000 siparişe ulaşıyorlar. 2007 yılının yemeksepeti için farklı bir anlamı da bulunuyor. Avrupa’nın önemli yatırım grupları arasında yer alan European Founders Fund, yemeksepeti.com’a %20 lik hisse payı ile ortak oluyor. Bu ortaklığın “minority partnership” tarzında olduğunu ifade eden Melih Bey. Sermaye’ye yatırım yapılıp büyümeye katkı sağlandığını ve yönetimlerine müdahale edilmediğini belirtiyor.

Yemeksepeti’nin güncel durumuna baktığımızda günde 35.000 sipariş alan, 150 çalışanı bulunan, 4.000 üye restoranı bulunan bir işletmeden bahsediyoruz. Üye restoran seçiminde titiz olduklarını şimdiye kadar 1.850 restoranın çeşitli nedenlerle sistemden çıkarıldığından anlıyoruz. Sadece Türkiye ile sınırlı kalmayan yemeksepeti.com Rusya’da %100 kendi iştirakleri ile izrestorana.ru adında bir siteyle hizmet verirlerken Dubai’de %50 – %50 bir ortaklı yapısıyla foodonclick.com adındaki siteyle hizmet veriyorlar. Dubai’de bir ofislerinin de bulunduğuna deyinen Melih Bey tüm çağrı merkezi hizmetlerinin Türkiye’deki merkezlerinden sağlandığının altını çiziyor.

Pazarlama faaliyetlerine de değinen Melih Ödemiş “internet sitesinin reklamı internetten yapılır” mantığıyla görsel ve basılı yayını pek tercih etmediklerini, internet sitelerinin üzerinden pazarlama yolunu seçtiklerini ifade ediyor. SEM (search engine marketing) olarak adlandırılan pazarlama methodolijisini kullandıklarının altını çiziyor. Rusya’da hem bilinilirliği artırmak açısından hem de Türkiye’den farklı bir pazar olduğundan el ilanı dağıtarak, internetten pazarlama stratejileri kullanarak pazarlama faaliyetlerini sürdürürken Dubai’de Türkiye’deki stratejilerini korumayı uygun görüyorlar. Etnik yapının pazarlama faaliyetlerinde önemli bir etken olduğundan bahseden Melih Bey Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler arasında görülen Rusya’da insanların yeni şeyleri denemekte daha çekingen davrandıklarından bahsediyor.

Yemeksepeti.com ‘da son yıllarda olan gelişmelerden ve genel çalışma mantığından madde madde bahsetmeye çalışırsak;

  • ERP / CRM tamamen değiştirilmiş. yemeksepeti.com ‘un 9 yıldır kullandığı arayüz değiştirilmiş. Türkiye’de bilişim sektöründeki firmaların hala dünya standartlarını yakalayamadığını belirten Melih Ödemiş yeni arayüze geçişlerinin 3 yıl sürdüğünü belirtiyor.
  • 3 ülkede 24 ilde faaliyet gösteren yemeksepeti 2.600 e yakın marka ile gerçek zamanlı sipariş üzerine çalışıyor.
  • Tüm siparişler ay sonu belirlenip komisyon oranları faturalandırılıyor.
  • İlk yıllarda sadece kurumsal müşterileri bulunurken şu anda bireysel kullanıcılarının daha fazla olduğu görülüyor. Sisteme üye olan restoran zincirlerinin oranı da son yıllarda artmaya başlamış.
  • Sosyal medya için özel pazarlama stratejileri bulunmakta twitter ‘da konuşan yemek ve facebook’taki yemeksepeti sayfası bunlara örnek.
  • 3G ‘nin gelişmesiyle mobil uygulamalara ağırlık verilmiş. Iphone, Blackberry, Nokia – ovi, Android, Windowsa Mobile Phone 7 uygulamaları bulunuyor. Pazar günü iphone uygulamaları üzerinden 1.700 sipariş aldıkları bilgisini veriyor Melih Bey.
  • Faaliyete geçtikleri şehirlerde ilk önce belirli pazarlara ağırlık verdiklerini vurgulayan Melih Ödemiş, yemeksepeti ‘nde onlarca üniversite bulunduğunu ve kampüslere özel indirimlerle yüzlerce restoranın hizmet ettiğini söylüyor.
  • Dünyada bir fenomen haline gelen “World of Warcraft” gibi online bir oyunda yemeksepeti adında bir karakter oluşturduklarını ve bunu günlerce belirli kişilerin oynadığını belirtiyor Melih Bey. Bu karakter dolayısıyla dijital reklam alanında bir ödüllerinin de olduğunu belirtmek gerekiyor.
  • Restoranlardan aldıkları komisyonlar %10 u aşmıyor ve sepet ortalamaları 21 TL
  • Yemeksepeti kendisini restoranların satış kanalı olarak görüyor ve restoranlarda geçerli olan tüm uygulamalar yemeksepetinde de geçerli. Bunlara sodexho, multinet gibi yemek çeklerinin yanında grupfoni gibi sitelerden alınan indirimli kuponlarda sitede kullanılabiliyor.
  • Çağrı merkezleri toplam 60 agenttan oluşuyor ve 7×24 hizmet veriyorlar.
  • Merkez ofisleri Etiler’de 4 villadan oluşuyor.
  • Halkla İlişkiler’e çok önem veriyorlar. Asıl reklamlarının kulaktan kulağa yöntemle yapıldığına inanıyorlar. Bu yüzden kullanıcılarını devamlı dinleyip gelişmeler yapıyorlar.
  • İlk yıllarda restoranlara siparişleri iletmek için tasarladıkları fax sistemi şu anda sipariş yöntemlerinin sadece %10’unu kaplamakta. 2004 yılında başlattıkları GPRS destekli POS networkü ve internet kullanımının artmasıyla server-client yazılımları siparişlerin büyük kısmını içeriyor. İstanbul’da interneti olmayan restoranları sisteme kabul etmiyorlar.
  • Kullanıcı profillerine baktığımızda %52 si erkek  %48 kadın ve yaş aralıkları 18-36
  • Günde 2.000 canlı yardım talebi ve 2.000 telefon çağrısı alıyorlar.
  • Bir kaç yıldır gereken özeni gösteremedikleri “yemeksepeti elit” ‘e daha çok yöneleceklerinden ve yeni projelere ağır vereceklerini anlıyoruz konuşmacımızdan
  • Kuruluşlarından itibaren yazılımlarını geliştirerek sahte kullanıcıları engellemek için birçok güncelleme gerçekleştirilmiş.

Sunum sonunda iyi bir iş kurmak için neler yapılması gerektiğinden bahseden Melih Ödemiş, bizlere sadece başarılı iş şekillerinden değil başarısızlık hikayelerinden de bir şeyler öğrenerek kendimizi geliştirmemiz gerektiğinin önemini vurguluyor. 3 bilgisayar mühendisi arkadaşın girişimcilik hikayesini öğrendiğimiz bu dersimizde de azim ve çalışmanın önemini tekrardan anlamış olduk.


grupfoni.com / botego.com

Posted: Şubat 19th, 2012 | Author: | Filed under: ITU Executive MBA | Tags: , , , , , , | No Comments »

Aşağıda okuyacağınız yazı bir önceki sitemden taşıdığım bir yazı. ITU Executive MBA “Strategic E-Marketing” dersi konuklarımızın konuşmalarından derlenip tarafımdan oluşturulmuştur.

10.05.2011 tarihli dersimizin konukları grupfoni.com kurucusu Burak Hatipoğlu ve botego.com kurucusu Ekim Nazım Kaya’ydı.

Öncelikli Burak Hatipoğlu bizlere kendini ve grupfoni.com’u tanıttı. İstanbul Alman Lisesi’nden sonra lise arkadaşlarının aksine sosyal bir bölüm değil de Matematik ‘e olan ilgisinden dolayı Mimar Sinan Üniversitesi İstatistik bölümünden mezun olmuş Burak Hatipoğlu. idefix.com, İş Bankası ve TTNET gibi Türkiye’nin önemli kurumlarında çalışan Burak Bey markafoni.com’un kurucusu Sina Afra’nın teklifiyle grupfoni.com ‘un temelleri atılmış. Dünya çapında grup satın alma konusunda söz sahibi GBG (Group Buying Global) yatırım fonunun desteği ile kurulmuş bir site. Siteyi “ölçülebilir reklam mecrası” olarak tanımlıyor Burak Hatipoğlu.

Çalışma şekillerini detaylı biçimde açıkladığında önümüzde yaptığı işin farkında tecrübeli bir profosyonelin bulunduğunu gördük. Fırsat yaratma odaklı çıkış yaptıklarını yani ürün yada hizmetin fiyatında belirli bir indirimle tüketiciye sunduklarını ifade etti. Sadece İstanbul’da günde 20 fırsat yayınlandığını ve 24 saat iyi bir satış elde edilirse bir 24 saat daha uzatıldığını vurguladı. Siteden satın alınan ürün yada hizmetler için müşterilere 17 haneli kod numarası veriliyor. Eğer istenirse bu kod kullanıcının cep telefonuna da SMS yolu ile bildiriliyor. Bu arada bir noktaya da dikkat çekiyor. Kullanılmayan ürün yada hizmetlerde, seanslı hizmetler dışında, para iadesi yapıyorlar. Dünya üzerindeki istatistiklerde bu gibi grup satın alma sitelerinde kullanılmama oranı %20 iken Türkiye’de %1 oranında olduğuna dikkat çekiyor.

Siteden verdikleri hizmetleri denetlemek için 3 kişiden oluşan bir kalite kontrol bölümlerinin olduğunu ve bu kişilerin sanki müşteri gibi mekanları ve hizmetleri kontrol ettiklerini belirtiyor. Ayrıca müşteri geri aramalarıyla da kupon kullananların memnuniyetini ve şikayetlerini topluyorlar.

Böyle bir site ayrıcalığıyla fırsat veren iş yerlerinin ve firmaların grupfoni.com ‘un üyesi 1.350.000 kişiye reklam yapmasından ve mail ile ürünlerinden ve fırsatlarından bahsedilmesinden yararlandıklarını vurguluyor Burak Bey. Fırsat kullanan kişi sayısı üzerinden komisyon aldıklarını belirtiyor. Ödeme şekli olarakta kullanıcılar ilk önce grupfoni.com ‘a ödeme yaptıklarından kullanılan kuponlardan sonra komisyonları düşülmüş şekilde firmalara hizmet bedeli veriliyor.

2 kişi ile kurulmuş olan bu sitenin markofoni.com’un ofisinde çalışmaya masa bulamazken, 860 m²’lik bir ofiste 87 kişi ile hizmet veren 12 ilde faaliyet gösteren kurumsal bir firmaya dönüşünün hikayesinden bahsediyor. Organizasyonel yapılarından da bahseden Burak Bey satış ekibinin şu anda ikiye ayrıldığından bahsediyor. İstanbul ve Anadolu ekibi olarak ayrılan satış ekibi mobil çalışanlar (home office) ve ofis çalışanları (İstanbul ve Ankara’da ofisleri bulunuyor) olarak ayrılıyor. Mobil çalışmayı pek tercih etmediklerini, şehirlerde ofis bulunmasıyla ve yerleşik düzenle daha sıkı ve düzgün hizmet sunduklarını vurguluyor.

Burak Bey, İstanbul’da artık oyuncuların belli olduğunu ve büyük şehirler dışında ciro yapmak istediklerini “Fanta’ya sarı Cola denilen yerlerde, internet kullanıcısının olmadığı yerlerde yer almak istiyoruz. ” cümleleriyle açıklıyor. Yeni şehirleri internet kullanım oranlarına, GSYİH, ulaşılabilir bir yer yani mevcut yerlere yakın olmasına göre seçtikleri belirtiyor.

İstatistik mezunu olan Burak Hatipoğlu rakamlarla ifade etmeyi çok seviyor. Benim gibi bir mühendis dışında bu rakamları not eden var mıdır onu da merak etmiyor değilim.  Grupfoni.com ‘u rakamlarla ifade ettiğinde;

  • Toplamda 3 aşamadan (fırsat, ödeme , teşekkür) oluşan ve basit bir arayüzle fakat arka tarafında teknik yeterliliğe (yazılım ve kod açısından) sahip bir grup satın alma sitesi grupfoni.com
  • Şimdiye kadar 850.000 kupon satmışlar. Kupon alanların %65 kadın, %35 erkek ve 22-40 yaş arasında
  • 245.351 facebook üyeleri bulunuyor
  • En iyi ayında 14.000.000 TL ciro yapıyorlar
  • Satılan kuponların %75 i İstanbul’dan, %9 u Ankara’dan, %6 sı İzmir’den ve %10 u da diğer illerden alınmış
  • Kadın kullanıcılara satılan ürün ve hizmetlerin %56 sı Sağlık ve Güzellik, %23 Etkinlik, %14 Yeme-İçme, %7 si Diğer kategorilerinden oluşuyor
  • Erkek kullanıcılara satılan ürün ve hizmetlerin %46 ı Etkinlik, %38 i Yeme-İçme, %16 ı Diğer kategorilerinden oluşuyor
  • Temmuz-Eylül 2010 arasında satılan kupon sayısı 51.917 iken Ocak-Mart 2011 arasında satılan kupon sayısı 378.642

Diğer grup satın alma sitelerinden farklı olarak mevzuatlara ve yasalara da çok dikkat ettiklerini belirtiyor Burak Bey. Turizm fırsatları yayınlayabilmek için Dirse Turizm adında bir turizm şirketi kurduklarını ve acenta olduklarından bahsediyor. Bu acenta oluşumunu tamamlamadan kullanıcılarına turizm fırsatlarını sunmadıklarının altını çiziyor. Ayrıca tüm alışverişlerde kullanıcılarına Tüketici Mevzuatı gereği “Ön Bilgilendirme Formu ve Mesafeli Hizmet Sözleşmesi” onaylattıklarını vurguluyor.

Burak Hatipoğlu’nun konuşmasından grup alma sitelerinin belli bir doyuma ulaştığını ve bundan sonra sektörde ayakta kalmayı sadece birkaçının becerebileceğini anlıyorum. Hızlı olarak sektöre girişlerini emin ve sağlam adımlarla pekiştiren grupfoni.com’un kurumsallığı yakalamasıyla bu oyuncuların en önemlilerden biri olmaya devam edeceğini tahmin ediyorum.

Bir diğer konuğumuz Ekim Nazım Kaya idi. botego.com’un kurucusu olan Ekim Bey’in sunumunun ana konusu “Maaşlı mı çalışmalı?” idi.

Ekim Nazım Kaya, 1997’de turk.net ‘de çalışırken 15 saatlik internet CD lerinin dağıtıldığından ve dağıtılan kişilerin turk.net ‘i arayıp aktive ettikten sonra ne yapacaklarını sordukları dönemlerden internetin yavaş yavaş gelişmeye başladığı zamanlardan bahsederek giriş yaptı. NTV ‘de Bilgisayar Ağları Yöneticisi olarak çalışırken işinin tatmin etmediğinden mesai bitsin diye zaman geçirmeye çalışırken görevinden bihaber olan çalışma arkadaşlarının “Bizim printer bozuldu bir baksana” diye söylemleri Ekin Bey’i kendi işinin patronu olması yönünde teşvik ettiğini belirtiyor. NTV ‘de çalışırken kurduğu ödevim.com ‘dan aldığı maaşın 2 katını kazanması içindeki girişimci ruhunu daha da perçinliyor. ödevim.com üyelerinden bir kişinin onu mahkemeye vermesiyle (ki gereksiz kutusuna düşen mail olduğu görülünce olay çözülmüş) sınavına giremeyip nasıl okulu uzattığından gülümseyerek bahseden Ekim Bey bir topluluğu yönetip denetlemenin ne kadar zor olduğunu görüp bu siteye daha sonra son verdiğini anlatıyor.

Türlü internet sitesi girişimlerinden bahsediyor mühendislik mezunu bu girişimci. uygunteklif.com sitesi çeşitli konulardaki alım taleplerinizi firmalara göndermeniz ve firmalardan sizlere tekliflerin gelmesi prensibinde çalışan bir servis. reklamlarbitti.com sitesi dizi izleyenlerin uzun reklam aralıklarında TV önünden ayrılmasıyla onlara reklamın bittiğini SMS yoluyla bildiren bir mantık üzerine kurulmuş . adettendir.com ise kadınların adet günlerini ve periyodlarını gösteren bir site ve halen yayında. askeroldum.com ise halen yayında olan bir başka site ve yedek subay adaylarının sonuçlarını açıklanır açıklanmaz SMS yoluyla bildirim yapan bir site. Böylece erken uçak rezervasyonu ve erken bildirim fırsatları sunuyor.

botego.com ‘u ticari ve kar amacı gütmeyen kurum ve kuruluşlara yönelik yapay zeka tabanlı çözümler sunan bir site olarak tanımlıyor. Yazılımla sanal müşteri temsilcisi yaratma üzerine kurulu bu sitenin Digiturk ve TTNET gibi büyük müşterileri bulunuyor. Bu yazılımlar sayesinde müşterilerine bir sürü dakika ve iş gücü yarattıklarını vurguluyor.

Biz yüksek lisans öğrencilerine gösterdiği ve kendi kişisel bloğunda da yer verdiği sunumlarıyla girişimci ile maaşlı çalışma arasındaki farkları belirtiyor. En önemli olarakta maaşlı çalışanın bir patronu varken girişimcinin bir sürü patronunun olduğu ve her işin çok acil olduğunu vurguluyor. Bir mühendisin kendi işini kurmanın peşinden koşarak neler yapabileceğinin bir kanıtı Ekim Nazım Kaya ve cesareti olup bu yönü seçmek isteyenlere bir örnek aynı zamanda.

Bu dersimizin sürpriz konuğu ise oyuncakdenizi.com ‘un kurucusu Serkan dı. Serkan 1980 doğumlu ve bizler gibi ITU EMBA (2005) mezunu. 2009 ‘da girişimcilik hayatına atılan Serkan siteyi açarak İstoç’ta 500 TL ya bir ofis tutmuş. Gider kalemlerinin sadece masa, sandalye, laptop ve bir adet modem olduğunu belirten Serkan internet girişimi için başka bir şeye ihtiyaç duyulmadığını vurguluyor. 25m² lik bu küçük ofiste 4 kişi olarak iş yaşamlarını sürdürürken ofisi İstoç’ta seçmelerinin nedenini tedarikçilere yakın olmak olduğunu söylüyor. Sadece google optimizasyonu ile ve reklamsız yollarına devam ettiklerini vurguluyor.

Bu bol konuklu ve yorucu günün ardından Burak Büyükdemir sayesinde bir internet girişiminin nasıl olması gerektiğini ve bizler gibi düşünen kişilerin nasıl girişmci olduklarının hikayelerini dinlemeye devam edeceğiz.


indirdik.com

Posted: Şubat 19th, 2012 | Author: | Filed under: ITU Executive MBA | Tags: , , , , | No Comments »

Aşağıda okuyacağınız yazı bir önceki sitemden taşıdığım bir yazı. ITU Executive MBA “Strategic E-Marketing” dersi konuklarımızın konuşmalarından derlenip tarafımdan oluşturulmuştur.

03.05.2011 tarihli dersimizin konuğu indirdik.com kurucusu Mustafa Acet’ti. Mustafa Acet bizlere kısa olarak özgeçmişinden bahsetti: “Balıkesir ‘de İnşaat mühendisliği okuyordum. İstemediğim ve ileride sürdürmeyi düşünmediğim bu okulu yarıda bırakıp aileme daha iyi puan yapıp başka bir bölümü tercih edeceğimi söyledim. 1 sene hazırlıktan sonra Yıldız Teknik Üniversitesi Harita Mühendisliği bölümünü kazandım. İstanbul’a gelme amacımı yakalamıştım. Bu sayede hem İstanbul’da okuyacak hem de hayallerimin peşinden koşacaktım. ” Küçük yaştan beri meraklısı olduğu internet sitesi kurma öyküsünün başlangıcı da böylece başlamış oluyordu.

İlk yıllarında İstanbul’u tanıyıp geziyor. Ve daha sonra içindeki girişimcilik ruhunun peşinden koşarak Mecidiyeköy’de ilk ofisini açıyor. Buranın kirasını ailesinden aldığı harçlıklarla karşılamaya çalışıyor. NBM adında bir şirket kuruyor ve hatta arkadaşları bu kısaltmayı “Ne zaman Büyüyeceksin Mustafa” olarak esprili bir şekilde dönüştürüyorlar. Tuttuğu bu ofisin giderini karşılamak ve hayalindeki işi yapabilmek adına “Circus Interactive” adlı bir şirket daha kurarak bu şirketle firmalara internet sitesi hazırlayarak(web design) para kazanmaya başladığını ifade ediyor. Bir arkadaş sohbetinde web sitesi üzerinden günde tek ürün satma fikrine sıcak bakıp kolları sıvıyor.

Bir arkadaşıyla birlikte önce en iyi bildikleri iş olan web sitesi tasarımıyla yola koyuluyorlar. “woot.com” ‘u örnek alan sitenin ilk kuruluş ismi “bendeistiyorum.com” olarak belirleniyor. Daha sonra ona çok uzak olan ticareti öğrenmeye başlıyor. Tedarikçileri tek tek gezip sitelerinden bahsediyorlar ve ürünlerini daha ucuza sitelerinden satmayı teklif ediyorlar. Adları şanları tanınmayan ve daha yola yeni çıkmış bu kişiler ikna güçleri sayesinde bu tedarikçileri kendileri ile çalışmaya inandırıyorlar. Hiçbir fikre sahip olmadıkları konular hakkında kendilerini geliştirmeye çalışıp bu işin jargonunu öğrenmeye başlıyorlar. Mustafa, siteyi açtıkları ilk gün satış yapabilmelerine çok şaşırıyor ve o müşterisini hiç unutmuyor. İşi kurdukları ilk günden beri teker teker tedarikçileri gezip onlarla anlaşma yapıyor, web sitesi tasarımına katkıda bulunuyor, ilk başlarda çalan telefonlara cevap veriyor, kurduğu iş neyi gerektiriyorsa koşturmaya, yapmaya çalışıyor. Gün geldiğinde muhasebeci olduğunu, gün geldiğinde satın almacı olduğunda gülerek ifade ediyor.

Kendi işini yapmanın birçok zor yanı bulunmasına karşın çok zevkli bir iş olduğunu ifade eden Mustafa bize işinin ayrıntılarından da bahsetti. İlk yıllarının ardından tanındıkça şirketin kendi kendini döndürebildiğini ifade ediyor. Tedarikçilerin yüksek karlarından dolayı bazı malzemeleri kendinin ithal etmeye başladığını ve çekinerek giriştiği ilk işinden sonra daha fazla ürün ithaline ağırlık vereceğine dikkat çekiyor. Böylece aradaki tedarikçi komisyonunu çıkartıp site üyelerine daha ucuza mallar satabileceğini gözleri parlayarak anlatıyor. Kuruldukları ilk günden beri çok pahalı mallar satmadıklarını, özellikle 20-30 TL ları geçmeyen ucuz ve kullanışlı ürünlere özen gösterdiklerinden bahsediyor. Yurt içi kargo ile olan anlaşmaları sayesinde müşterilerine 3,5 TL ya Türkiye’nin her yönüne kargo hizmeti verebiliyorlar. Banka komisyonları fazla olduğundan ve hesaplarına yatırılan paraların uzun vadeli olarak kendilerine tahsis edildiğinden bankalarla çalışmayı uygun bulmuyor. Sorunlu mallar için para iadesi gerçekleştirebildiklerini ifade eden Mustafa Çin’de bir irtibat ofisleri bulunduğunu ve Çin’den ithal edecekleri ürünleri bu sayede özel fiyatlarla getirtebildiklerinden bahsediyor. Stok tutmadıklarını özellikle vurgulayan bu girişimci böylece yüksek depo maliyetlerinden etkilenmediklerini belirtiyor. Günlük satış rakamlarının 3000 leri bulduğunu belirten bu genç girişimci ürünlerin satışından bir gün sonra hatta bazı günlerin sonunda kargoya teslim edildiklerinden bahsediyor.7/24 aktif olan bu sitenin ilk başlarda gece yarısı değişen ürün türü daha sonra 14:00 da değiştirilmeye başlanmış ve böylece talep artışı yükseltilmiş.

indirdik.com ‘un başarılı bir girişim olduğunu son zamanda aldığı gittigidiyor.com yatırımından anlayabiliriz. Bu aldığı yatırımın sadece şirkete yapılmasını istemiş ve kendisi iş modelinden zaten yeteri kadar kazandığını ifade ediyor. Yeni aldığı bu yatırım sayesinde iş modelini geliştireceklerini hatta ithal ettikleri bazı ürünlerde depolama yapıp stok dahi tutucaklarını belirtiyor. Amacı tüm Türkiye çapında bilinir bir site haline gelmek. Bu kısımda da “kulaktan kulağa” yayılmanın çok etkili olduğunu belirtiyor. Gittigidiyor yatırımından önce Turkcell ve Koç Holding’den de bazı yatırımlar aldığını ve bir takım projelerde bu büyük ve kurumsal firmalarla çalıştığından gururla bahsediyor.

Yaşıtımız olan bu arkadaşımızın konuşmasından ve hareketlerinden yaptığı işi ne kadar sevdiğini görebildim. İnanarak ve severek yaptığı bu işte daha başarılı olacağına  inandım. Burak Büyükdemir hocamızın gözümüze gözümüze soktuğu bu örnekler sonrasında “Neden bizde yapamayalım?” diye kendi kendime soruyorum.