Bin sene de okusam.. "Ne biliyorsun?" diye sorsalar bana, "haddimi bilirim" derim... (Mevlana Celaleddin Rumi)

Öğretmen Çocuğu Olmak

Posted: Aralık 22nd, 2012 | Author: | Filed under: Genel | No Comments »

Bu başlıkla alakalı bir şeyler yazma mesuliyetim babamın bu yıl emekliliğe karar vermesiyle birlikte cereyan etti. Aslında Öğretmenler Günü’nde bu konu üzerine yazıp anneme ve babama okutmayı düşünüyordum. Gel gelelim ki evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor. Hem uygun bir zaman bulabilmek hem de duyguların biraz tetiklenmesi gerekiyormuş demek ki…

Öğretmek bu dünya üzerinde bir insanın diğer bir insana verebileceği en büyük emek. Şu noktada insanın aklına hemen Hz. Ali’nin söylediği rivayet edilen sözü geliyor: “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” Kendi eğitim ve öğretim hayatımdan çıkarabildiğim bir durum da herkesin bir şekilde bir şeyleri öğrenebildiği ama herkesin öğretme yeteneğine sahip olmayışı. Öğrenme becerisine nazaran öğretme becerisi pek nadir bulunan bir meziyet. Bunu hayatımda bir çok kez tecrübe ettim. Bilmeyen bir kişiye o konuyu anlatmaya çalışan iki kişiden öğretme yeteneği üstün olanın karşısındakine nasıl daha hızlı ve iyi ulaşabildiğine birçok kez bizzat şahit olmuşumdur. Kanımca öğretmenlik sadece para kazanmak için yapılmayacak mesleklerden biridir. Öğretmenliği yapmak için insanlara bir şeyler öğretmeyi sevmek gerekir. Bunun özünde de insanları sevmek gerekir. İnsanları sevmeyen kişiler onlara bir şey öğretemezler.

Atatürk Geometri Dersi

Eğer içinizde benim gibi öğretmen çocuğu olan varsa bu anlatacaklarıma aşikardır. Öğretmen bir anne ve babanın ilk çocuğu olarak dünyaya geldim. Daha 2 yıl geçmeden ilk kardeşim ve uzun bir aradan (12 yıl) sonra da küçük kardeşimle evdeki nüfus 5’e ulaştı. Türkiye şartlarında mütevazi bir memur ailesi. Kendi yağında kavrulan küçük çekirdek bir aile. Bu ailenin temel yapı taşları, öğretme ve öğrenme aşkı ile senelerdir devlete emek veren iki aydın insanın çocuğu olmak büyük övünç duyulacak bir şey. Göğsünüzü gere gere her yerde ben öğretmen çocuğuyum diyebilirsiniz. Anneniz ve babanız yüzlerce çocuk yetiştirmiş, onların iyi birer birey olmaları için çabalamış, onlar için üzülmüş ve onlar için ağlamışlardır. Başka hangi anne ve baba kendi çocukları haricinde bu kadar fazla çocuk ile sevgisini, ilgisini, deneyimini, zamanını paylaşmıştır? Hangi annenin ses kısıklığından onun o sene birinci sınıf okuttuğunu anlayabilirsiniz?

Öğretmen olmak sabır ister. Herkes çalıştığı iş yerinde büyüklerle muhatap olup evine çocuklarını görmeye dönerken onlar iş yerlerinde kendilerine emanet edilen çocuklara ilgi, sevgi gösterip bir şeyler öğretirken aynılarını evine döndüklerinde çocuklarına da göstermeye çaba ederler. Küçükken yaptığınız gürültü ve patırtıya annenizin ve babanızın gün boyu maruz kaldığını bilmeden yaramazlığa devam edersiniz. Onlar kocaman yüreklerinden şefkatle davranarak maruzatlarını bildirseler de evde ki rollerini de hakkıyla yerine getirmeye gayret ederler.

Öğretmen olmak yeni şeyler öğrenmeye açık olmayı gerektirir. Profesyonel olarak icra ettikleri meslek öğretmenlikte olsa her güne yeni bir şeyler öğrenmek ve öğrendiklerini hem öğrencileriyle hem de tanıdıkları herkesle paylaşmak ister öğretmenler. Öğrendikleri şeyi yeni nesillere en iyi şekilde nasıl aktarılacağını bilen en iyi kişi onlar değil midir? M.Kemal Atatürk’ün de dediği gibi; “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır!”. Yeni neslin kötü yetiştirildiği ile alakalı olumsuz bir eleştiri duyduklarında kendilerini suçlu hissederler. Bunda payları olduğunu iddia ederler ve ellerinden geleni yapamadıklarını düşünüp daha çok itina ederler yeni öğrencilerine tüm güzel ahlak, terbiye ve kuralları öğretirken.

Peki öğretmen çocuğu olmak nasıl bir şeydir? Neler yaşanır bu süreçte? Çoğunlukla öğretmen olan anne yada baba ile aynı okula gidildiğinde tavan yapan ama eğitim hayatı boyunca peşinizi bırakmayan anılar. Nelerdir bunlar?

  • Ebeveynlerin ile aynı okuldaysan eğer tüm hareketlerine dikkat etmek zorundasındır! Çünkü sen o okulun öğretmeninin çocuğusundur. Tüm diğer öğrencilerin ve de öğretmenlerin gözü senin üzerindedir. Diğer öğrenciler “abuk subuk” diye tabir edilen hareketler yaptığında hanelerine -1 yazılıyorsa senin hanene -100 yazılır. İlk yanlış hareketin de “Bak gördün mü; Şu öğretmenin oğlu şöyle şöyle yapmış.” dedikoduları dilden dile dolaşır. Bu durum farklı okullarda olsan da çok değişmez. Öğretmen çocuğu örnek öğrenci olmalıdır! Arkadaşlarınla okuldan kaçar ve yakalanırsan yakalayan öğretmenden onlar 1 dinlerlerse sen 5 dinlemek zorunda kalırsın. Herkes bir yerde toplanıp toplu azarlanırken sen ayrıca bekletilir ve iyice haşlanırsın ki iyi pişesin. Üstüne bir de annenden babandan öğütler dizisi gelir ki tadından yenmez.
  • Tüm derslerinde başarılı olmak zorundasındır! 1.sınıfta ilk okumayı öğrenen öğrenci sen olmalısındır. Anadolu Lisesi sınavında en iyi okulu kazanan, üniversite giriş sınavlarında en iyi üniversitelerden birini kazanan öğrenci sen olmalısındır. Öğretmen çocuğu olduğundan sen aynı zamanda örnek öğrencisin. Derslerde başarılı olmak senin damarlarındaki asil kanda mevcut olmalı. Tüm derslere hazırlıklı gitmelisindir. Öğretmenin bir soru sorduğunda ve sınıfta kimse bilemediğinde en son sana sorar, buna doğru yanıt vermelisin ki “Öğretmen çocuğu her şeyi bilir” diye göğsünü gererek seni diğer arkadaşlarına örnek gösterebilsin. Veli toplantılarında sınıfın en iyi öğrencileri sayılırken aralarında olmalısın. Diğer velilere “Öğretmen çocukları böyle başarılı olurlar. Biz öğretmenler böyle öğrenci yetiştiririz.” mesajının verilebilmesi için çok çalışmalısındır.
  • Kıyafetlerine her zaman dikkat etmelisindir. Bu kısmın şimdi ki kılık kıyafet değişikliğiyle pek geçerliliği kalmayabilir ama bizim okuduğumuz zaman da çok önemliydi. (Siz bilmezsiniz gençler! de desem tam yaşlanmış sayacağım kendimi) Lisede herkes okul yönetimi tarafından istenilen süveterden,pantolondan, gömlekten, ceketten, ayakkabıdan daha farklı bir tip daha farklı bir renk giyinmiştir. Bunu öğretmen çocuklarının yapmasında ilk direnci ebeveynleri gösterir. “Olur mu evladım öyle şey!” diye başlayan sözlerle farklı olma isteğinize direnç gösterilir. Okul yönetiminin koyduğu kuralların dışına çıkman yasaklanır. Okul içerisinde yakayı bağrı açmamak gerektiği, kravatın çözülmemesi, gömleğin dışarı çıkmaması kısacası kıyafetin üslubunun bozulmaması sıkı sıkı tembih edilir. Bu örnek öğrenci çoğu zaman müdür ve müdür yardımcısı tarafından diğer kurallara riayetsiz arkadaşlarına örnek gösterilir.
  • Ebevynlerinden biri branş öğretmeni ise ve dersine giren öğretmenin nevi şahsına münhasır zatı muhteremi tanıyorsa vay haline! Yoklama alınırken kendilerinin hal hatırının sorulmasından sözlülerde ilk senin kaldırılmana kadar gider bu süreç. Hoca seni kayırıyor denmesin diye en kallavi sorular sana yöneltilir ve bunları eksiksiz cevaplaman beklenir. Tabi çoğu öğretmen, öğretmen çocuklarının başarılı olmasını arzularken bunun tam tersi durumlar da olabilir. Bu da senin hayatını kabusa dönüştürebilir.
  • Bir de öğretmen bir ailenin çocuğu olmaktan mütevellit her zaman yüksek sesle konuşmayı alışkanlık edersiniz. Kısık sesle konuşmak zor bir zanaattır artık sizin için! Hatta toplum içerisinde yakın arkadaşlarınızdan hatta olur olmadık kişilerden kısık ses ile konuşmanız yönünde uyarılırsınız.

Gün gelir zaman geçer bu zorunluluk olan şeyleri özlediğinizi fark ettiğinizde işte o zaman anılarınızın ne kadar manidar olduğunu anlarsınız. Yıllar sonra tebessüm ettiren yanları da yok değildir öğretmen çocuğu olmanın;

  • Anneniz yada babanız evde yazılıları okurken dayanamaz şöyle bir göz atarsınız. Komik cevaplarla karşılaşır gülümsersiniz. Bilinmeyen sorulara verilen muzip cevaplar, sınava çalışamadığından dolayı af dileyenlere kadar… Onlar yazılılara not verirken girdiğiniz sınavlar gelir aklınıza.
  • 24 Kasım’da gelen hediyelerle eve yüzlerinde bir tebessümle gelişlerini görmek keyif vericidir. Hatırlanmaları mutlu eder onları. Merakınızı tutamaz sizde bakarsınız paketlerin içinden ne çıkacak diye. Küçükken bu paketlerden ganimet çıkarmaya çalıştığınızı hatırlar ve sinsi sinsi sırıtırsınız.
  • Ailenin seni “Sen memur çocuğusun, vatanına milletine yararlı bir birey, haksızlıklara karşı mücadele veren bir vatandaş olmalısın!” desturu ile yetiştirmesi en basitinden banka sırasında yapılan bir haksızlık karşısında bile sessiz kalmamana olaya müdahil olmana sebep olur.
  • Küçükken annenizin yada babanızın okuluna gittiğinizde herkes sizin üzerinize titrer. Okulunveliahtı edasıyla gezinirsiniz oartalarda. Öğretmenler odasına girdiğinizde diğer öğretmenler size bir şeyler sunmaya çalışır. Okul öğrencileri o odaya girmekten korkup çekinirken siz elinizi kolunuzu sallaya salllaya rahatça girer çıkarsınız.
  • Dönem dönem arkadaşlarınız arasında bir geyik vardır her zaman. Öğretmen çocuğu ya ondan böyle iyi notlar alıyor. Annesini babasını tanıyorlar ya ondan torpilli davranıyorlar ona. “Kesin yazılı sorularını alıyordur bu” geyiklerine maruz kalırsınız.
  • Ebeveynlerinizden biri ilkokul öğretmeni ise ve yerli malı haftasında eğer ebeveynlerinizin okulundaysanız ilk önce kendi sınıfında velilerin yaptığı türlü tatlıların, poğaçaların, keklerin, böreklerin tadına baktıktan sonra lezzet turuna öğretmenler odasında devam edebilirsiniz. Böyle bir lezzet gününe nadir denk gelirsiniz.
  • Seneler geçip siz kocaman adam olmuşsunuzdur. Annenizden bir şey almak için okuluna gidip sınıfına uğrarsınız. Annenize sarılan o küçük haylazları görürsünüz. “Örtmenim, örtmenim!” diye bağıran o küçüklerin sizin annenize koşmalarını ve annenizin onları kucaklamasını görünce idrak tavan yapar. Onlar çok kutsal bir mesleği icra etmektedirler.
  • Haberlerde dinlediğin tekrardan gündeme gelen vergi iade zarflarını duyunca habere gülsen mi ağlasan mı bilemezsin. Babanın ve annenin günlerce fiş doldurup hatta sana okutturup yazdıkları zarflar aklına gelir bir garip olursun.
  • Üniversite yıllarında her Türk evladı gibi saçını ve sakalını uzatırsın. Öğretmen baban konuya hemen müdahale eder ve “Oğlum ne bu hal? Hiç yakışıyor mu? Kes şu saçlarını, sakalını adam gibi ol!” der. Hevesinizi almadan kesmek istemezsiniz ama bir yandan da saygı duyduğunuz adamın sözünden çıkmak istemezsiniz. Hemen bir hinlik yapıp babanızın fotoğraf albümündeki uzun saçlı ispanyol paçalı fotoğraflarınızı bulursunuz. Babanıza bak sende bir zamanlar gençmişsin ve bunları yapmışsın dersiniz. Siz gençlik anılarını dinlerken biraz daha süre kazanmış olursunuz böylece.
  • Kendi derslerinize çalışmak için evde müsvedde kağıt ararsınız. Evde her zaman babanızın ne olur ne olmaz diye fazladan çoğalttığı yazılı sınavları bulunmaktadır. Bunları alır kullanmaya başlarsınız ve bir an dersinizi bırakıp kendinizi babanızın yazdığı soruları cevaplamaya çalışırken bulursunuz.

Tüm bunların sonunda anne babanızın hayatınızdaki ilk öğretmenleriniz olduğunu fark edersiniz ve bununla gurur duyarsınız. Bu pek az kişiye nasip olacak bir ayrıcalıktır…


Küçük Prens (Le Petit Prince)

Posted: Aralık 18th, 2012 | Author: | Filed under: Genel | Tags: | No Comments »

Uzun zamandır ev, iş, bir yerlere yetişme, bir şeyleri hayata geçirme derken hayatın yoğunluğundan yorgun düşmüş ve zihinsel olarak bir tatile ihtiyaç duyduğunuzu hissettiniz mi? Sanırım günlük iş yaşamı içinde böyle hissetmeyen birini daha görmedim. Yaptığınız iş ne olursa olsun, kime sorsanız çok yoğundur ve de çok çalışmaktadır. Hep çok işimiz vardır yapacak ve bitmeyeceklerdir. Bitmeyen işlerimiz aklımızın bir köşesinde yer eder, döner döner döner ve devamlı zihnimizi meşgul ederler.

Oysa hikayenin başlangıcına gitsek yani çocukluğumuza; Hayatın rengarenk olduğu zamanlara. Anlaşılması basit ve eğlenceli yıllar. Nasıl geçiyordu o zamanlar bir günümüz? Sabah erken uyandırılıp kahvaltı yapmak için istemeye istemeye bakkala gidip ekmek almak ve kenarını kemire kemire eve gelmek. Bazen paranın üstü ile sakız yada çikolata almak, kahvaltının ardına sevdiğin çizgi filmi izlemek, arkadaşlarınla veya kardeşinle sokakta oyun oynamak için üstünü değişip sokağa fırlamak. Susadığında eve yada daha yakın diye komşu teyzeye uğramak, öğle yemeğinde oyundan ve arkadaşlardan uzak kalmayayım diye annenden ekmek arası bir şeyler isteyip tozlu ellerle o ekmeği yemek. En büyük sıkıntının bugün hangi oyunu oynasak da zaman öldürsek olduğu günün akşamına hava kararana kadar eve girmemek ve herkesin yavaş yavaş sokağı terk etmesiyle ebeveynlerinin yanına dönmek. Yorgun geçen bir günün ardına yatağa uzanırken türlü türlü hayallere dalmak ve yarını iple çekmek. Bu ve benzeri birçok günün meydana getirdiği bir çocukluk dönemi.

Bu çocukluk dönemi içerisinde okumak zorunda bırakıldığın hikaye kitapları. O zamanlar gerçekten zorunluluk geliyordu bana. Ne katacaklardı sanki hayatıma? Okuyunca ne olacaktı? Ne güzel dışarıda arkadaşlarımla türlü türlü oyunlar oynayabilecekken oturup bu saman kağıtlarını okuyunca ne geçecekti elime? Tamamen vakit kaybı! Annemin ve babamın “Oğlum okudun mu kitabını? Beğendin mi?” diye başlayan soru cümleleri. Annemin aldığı “Dünya Klasikleri” serisini hatırlarım bu sorular eşliğinde. Yaz tatillerimin değişilmez hikaye kitapları. İçlerinden çok sevdiklerim, bağlandıklarım olmuştu. Beğenmiştim orada anlatılan hikayeleri ve hatta birkaçını kendimle özdeşleştirmiştim. Sokakta oyun oynarken arkadaşlarıma anlatmıştım iştahlı iştahlı. Sonra çizgi filmlerini görmüştüm bir kaçının ve bu beni daha da heyacanlandırmıştı. Hemen yanımdakilere ben bu hikayeyi biliyorum diye caka satmıştım. Bunların içinde hatırlayamadığım bir hikayeydi “Küçük Prens”. Birkaç farklı kişiden birkaç kez duymuş, ekşisözlükteki ve idefix’teki yorumlar merakımı daha da kamçılamıştı. Kitabının alınması gerektiğine kanaat getirmiş ve hem ilerideki küçük prens yada prenseslerime okumak hem de içimdeki çocuğa hediye etmek için aldığım bu kitabı bir solukta okuyup bitirdim.

Bir boğa yılanının bir fili yutabileceğine inanır mısınız? Küçük bir astreoidin aslında bir çocuk için kocaman bir dünyayı temsil edebileceğini görseniz ne derdiniz? Sahip olduğu gülün bir eşi benzeri olmadığına inanan ve dünyadaki diğer gülleri gördükten sonra kırılan inancını bir tilkinin sözleriyle, dostluğuyla onarmasını okumak ister miydiniz? Uçsuz bucaksız bir çöle düşen bir yetişkinle bir küçük prensin arasında geçen hikayeleri öğrenmeye ne dersiniz? Kısacası küçüklerin anlayabildiği ama biz büyüklerin unuttuğu gerçekleri tekrardan hatırlamak ister misiniz?

İçinizdeki saflığı ve hayal dünyasını barındırdığınız o çocuğun tekrar yeşermesini istiyorsanız eğer bu kitabı alın ve sayfalarını çevirmeye başlayın. Göreceksiniz ki anlattığı hikayeler size hala anlamlı gelecek. İçinde geçen kelimeler defalarca düşündürecek ve bir yerlerden yakalayacak sizi.  Büyüklere masallar kuşağının da sonuna geldik böylece…


O zaman yine “Merhaba Dünya!”

Posted: Şubat 19th, 2012 | Author: | Filed under: Genel | No Comments »

Yüksek lisans dersimin zorlamasıyla yayımladığım bir önceki sitemi istediğim bir altyapı ve görünüme kavuşturarak tekrardan hayata geçirdim. Aslında hep istediğim “bir şeyler yazma” arzusunu bir nebze dindirmeyi hedefliyorum. Denizdeki bir kum taneciği kadar olsada insan uçup gitmesini istemiyor yazdıklarının.

Bir önceki blog denememe göre daha aktif olup daha çok özen göstermeye çalışacağım. Kaynak oluşturması ve ileride yüksek lisans yapacaklara fikir olması açısından eski sitemde bulunan yazıları da buraya aynen aktaracağım.

Dilimin döndüğü kadar ilgimi çeken konularda, yaşadığım veya gördüğüm mevzularda karalamalar yapacağım. Yazmaya başladıktan sonra site ile alakalı fikirlerimin daha çok şekilleneceğine inanıyorum.

O halde denklem çözümlerine başlayabiliriz…