Bin sene de okusam.. "Ne biliyorsun?" diye sorsalar bana, "haddimi bilirim" derim... (Mevlana Celaleddin Rumi)

Küçük Prens (Le Petit Prince)

Posted: Aralık 18th, 2012 | Author: | Filed under: Genel | Tags: | No Comments »

Uzun zamandır ev, iş, bir yerlere yetişme, bir şeyleri hayata geçirme derken hayatın yoğunluğundan yorgun düşmüş ve zihinsel olarak bir tatile ihtiyaç duyduğunuzu hissettiniz mi? Sanırım günlük iş yaşamı içinde böyle hissetmeyen birini daha görmedim. Yaptığınız iş ne olursa olsun, kime sorsanız çok yoğundur ve de çok çalışmaktadır. Hep çok işimiz vardır yapacak ve bitmeyeceklerdir. Bitmeyen işlerimiz aklımızın bir köşesinde yer eder, döner döner döner ve devamlı zihnimizi meşgul ederler.

Oysa hikayenin başlangıcına gitsek yani çocukluğumuza; Hayatın rengarenk olduğu zamanlara. Anlaşılması basit ve eğlenceli yıllar. Nasıl geçiyordu o zamanlar bir günümüz? Sabah erken uyandırılıp kahvaltı yapmak için istemeye istemeye bakkala gidip ekmek almak ve kenarını kemire kemire eve gelmek. Bazen paranın üstü ile sakız yada çikolata almak, kahvaltının ardına sevdiğin çizgi filmi izlemek, arkadaşlarınla veya kardeşinle sokakta oyun oynamak için üstünü değişip sokağa fırlamak. Susadığında eve yada daha yakın diye komşu teyzeye uğramak, öğle yemeğinde oyundan ve arkadaşlardan uzak kalmayayım diye annenden ekmek arası bir şeyler isteyip tozlu ellerle o ekmeği yemek. En büyük sıkıntının bugün hangi oyunu oynasak da zaman öldürsek olduğu günün akşamına hava kararana kadar eve girmemek ve herkesin yavaş yavaş sokağı terk etmesiyle ebeveynlerinin yanına dönmek. Yorgun geçen bir günün ardına yatağa uzanırken türlü türlü hayallere dalmak ve yarını iple çekmek. Bu ve benzeri birçok günün meydana getirdiği bir çocukluk dönemi.

Bu çocukluk dönemi içerisinde okumak zorunda bırakıldığın hikaye kitapları. O zamanlar gerçekten zorunluluk geliyordu bana. Ne katacaklardı sanki hayatıma? Okuyunca ne olacaktı? Ne güzel dışarıda arkadaşlarımla türlü türlü oyunlar oynayabilecekken oturup bu saman kağıtlarını okuyunca ne geçecekti elime? Tamamen vakit kaybı! Annemin ve babamın “Oğlum okudun mu kitabını? Beğendin mi?” diye başlayan soru cümleleri. Annemin aldığı “Dünya Klasikleri” serisini hatırlarım bu sorular eşliğinde. Yaz tatillerimin değişilmez hikaye kitapları. İçlerinden çok sevdiklerim, bağlandıklarım olmuştu. Beğenmiştim orada anlatılan hikayeleri ve hatta birkaçını kendimle özdeşleştirmiştim. Sokakta oyun oynarken arkadaşlarıma anlatmıştım iştahlı iştahlı. Sonra çizgi filmlerini görmüştüm bir kaçının ve bu beni daha da heyacanlandırmıştı. Hemen yanımdakilere ben bu hikayeyi biliyorum diye caka satmıştım. Bunların içinde hatırlayamadığım bir hikayeydi “Küçük Prens”. Birkaç farklı kişiden birkaç kez duymuş, ekşisözlükteki ve idefix’teki yorumlar merakımı daha da kamçılamıştı. Kitabının alınması gerektiğine kanaat getirmiş ve hem ilerideki küçük prens yada prenseslerime okumak hem de içimdeki çocuğa hediye etmek için aldığım bu kitabı bir solukta okuyup bitirdim.

Bir boğa yılanının bir fili yutabileceğine inanır mısınız? Küçük bir astreoidin aslında bir çocuk için kocaman bir dünyayı temsil edebileceğini görseniz ne derdiniz? Sahip olduğu gülün bir eşi benzeri olmadığına inanan ve dünyadaki diğer gülleri gördükten sonra kırılan inancını bir tilkinin sözleriyle, dostluğuyla onarmasını okumak ister miydiniz? Uçsuz bucaksız bir çöle düşen bir yetişkinle bir küçük prensin arasında geçen hikayeleri öğrenmeye ne dersiniz? Kısacası küçüklerin anlayabildiği ama biz büyüklerin unuttuğu gerçekleri tekrardan hatırlamak ister misiniz?

İçinizdeki saflığı ve hayal dünyasını barındırdığınız o çocuğun tekrar yeşermesini istiyorsanız eğer bu kitabı alın ve sayfalarını çevirmeye başlayın. Göreceksiniz ki anlattığı hikayeler size hala anlamlı gelecek. İçinde geçen kelimeler defalarca düşündürecek ve bir yerlerden yakalayacak sizi.  Büyüklere masallar kuşağının da sonuna geldik böylece…



Leave a Reply