Bin sene de okusam.. "Ne biliyorsun?" diye sorsalar bana, "haddimi bilirim" derim... (Mevlana Celaleddin Rumi)

“Dönüşüm Çarkı” nereye kadar dönecek?

Posted: Ekim 24th, 2013 | Author: | Filed under: İş Dünyası | Tags: , | No Comments »

Hemen hemen bütün öğrencilerin, çalışanların yaptığı bir şeydir; İş Yaşamı hakkında kaynak araştırma. Bulabildiğimiz kaynakların çoğu İngilizce’dir ve aslında bu devirde İngilizce bilmek artık bir olmazsa olmazdır. Sorun Türkçe kaynak bulmanın kıtlığından çok Türkiye’deki iş yaşamının dünyadaki hiçbir yere benzememesidir. Türkiye’deki iş yaşamı dinamiklerinin ve yapı taşlarının başka hiçbir yerde olmayışıdır bize okuduğumuz kitaplar ile yaşadığımız iş hayatı arasındaki uçurumları gösteren.

Kaçımız okuduğumuz kitabın ardına şöyle bir cümle kurmadık: “İyi, güzel de bunlar sadece Amerika’da işler. Türkiye’de böyle şeyler tutmaz!” İşte böyle bir sözün ardına Türkiye’de denenmiş ve tutmuş bir iş yaşamı öyküsü var. Garanti Bankasının eski CEO’su Akın Öngör’ün yazmış olduğu “Benden Sonra Devam” biz Türk iş hayatı insanlarına “Geleceğin liderine sürdürülebilir başarı için ipuçları” mottosuyla yayınlanmış bir kitap. Benim gibi iş yaşamı ve işleyişi üzerine merakınız var ise kaçırmamanız gereken, kesinlikle okumanız şart olan bir kitap “Benden Sonra Devam”. Bu tavsiyemin ardına hemen bir eleştiri iliştireyim. Kitap çok uzun ve birçok yerde aynı şeyler tekrar edilmiş. Keşke bunlar dikkate alınarak kitap daha okunası kılınsa imiş.

Kitap Akın Öngör’ün Garanti’nin Genel Müdürü olduğu 1991-2000 yılları arasında yaşadıklarını uzun uzadıya anlatıyor. Bankacılık sektöründe çalışmıyor olmanız kitabın çekiciliğini azaltmıyor. O dönem ki Türkiye şartlarını bir bankanın genel müdürünün gözlerinden gözlemliyor ve izliyorsunuz. Bir şirket genel müdürü neler yapar, nelerle uğraşır, nasıl zorluklarla karşılaşır, nasıl olmalıdır, nasıl davranmalıdır, ne yer, ne içer, nasıl çalışır, aile yaşamı nasıldır gibi aklınıza gelebilecek türlü soruya kitabın içerisinde rastlamak mümkün.

Sanırım kitapta bahsi geçen zaman dilimini hatırlamak adına aşağıdaki reklam filmlerini izlemek yeterlidir. En az benimle yaşıt olan herkes bu reklam filmlerini çok iyi hatırlayacaktır. Pazarlamanın nasıl yapılması gerektiğine çok güzel örnek reklam filmleri ve kanımca bir iletişim başarısı.

Garanti Bankası – Sucu Çocuk Reklamı 

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=RX7AYOH2yxg&w=320&h=240&rel=0]

Dip Not: “Garanti’de bankacılıkta kazanılan bankacılığa yatırılır.” söylemi gayet net anlatılmış.

Garanti Bankası – Taksici Reklamı (Başka bir arzunuz?)

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=fQqt9bWpQTc&w=320&h=240&rel=0]

Dip Not: Sizi yönlendiren, türlü seçenekler sunan, işinizi kolaylaştıran ve hatta beklentilerinizi aşan bir banka algısı oluşturmak.

Yukarıdaki reklamların çalışması kitapta bahsi geçen kısımlardan biri. Bu reklamların başarısının bir yerinde Akın Öngör’ün pazarlama kökenli olmasının yattığını insan düşünmeden edemiyor. Bu reklam filmleri ile bankanın logosunun değiştirilmesi projesi ve bankaya daha modern görünüm sağlamak amacıyla şubelerinin yeniden tasarlanması tamamlayıcı çalışmalar olarak sunuluyor. Akın Bey zamanında bankadaki 10 Genel Müdür Yardımcısının 4 ‘ü kadın yöneticilerden seçiliyor.   Bu değişim programı daha sonradan Harvard Business School ve London Busines School ‘da liderlik ve değişim derslerinde anlatılmış. Kitapta Akın Öngör zamanında yapılan bu değişim programının uygulanabilirliğinin zorluğundan söz edilmiş; Değişim programlarının %20 ‘si başarılı oluyor ve sadece %5 ‘i sürdürülebilir olarak addediliyor.

Satır aralarında gözüme çarpanlar ;

  • Konusunda en iyi olanları -veya olacakları- ekibin birer unsuru yapmak o takımın gücünü artırmak demekti.
  • Bankanın insan kaynaklarını “adil” yönetiyor, kimseye torpil yapmıyor, “insana iş” değil de “işin niteliklerine uygun nitelikli insan” çalıştırma prensibini ödün vermeden uyguluyorduk.
  • İnsan beynine inanın, önem verin, insanları motive ederek onları işbirliğine ve yaratıcı olmaya teşvik edin, yeteneklerinden azami ölçüde yararlanın ve paylaşımcı olun. Onları böyle motive ederek tahmin edemeyeceğiniz başarılara ulaşabilirsiniz.
  • Hak ettiğinizi değil, müzakere ettiğinizi alırsınız. (Amerikan Atasözü: You don’t get what you deserve, you get what you negotiate)
  • Hızlı ve etkin iletişim, pek çok konunun sorun olmadan çözümlenmesini sağladığı gibi, yeni fırsatlardan da yararlanmamızı sağlıyordu.
  • Yukarı ile ilişkileri (patronlarla olan ilişkiler bahsediliyor) yönetmek için, içinde bulunduğunuz gerilimleri tamamen kenara koyarak sükunetinizi korumanız ve zihninizi açık tutmanız şarttı.
  • Teknolojiyi yönetenler en son ve en yeni gelişen sistem veya makineleri hep isterler ancak bunlardan ekonomik bir değer yaratılmasında hep geride kalırlardı.
  • Sürdürülebilir başarının anahtarı: Kültür
  • Kitabın sonunda bulunan Aclan Acar’ın sözlerinden: Akın’ın çok sevdiğim bir lafı vardır. “Timing is everything.” Dolayısıyla, doğru zamanda yaptığınız işler, sizi doğru yerlere ulaştırıyor. Zamanlamayı doğru yapamazsanız, istasyona erken gelip bekliyorsunuz, geç kalırsanız tren kaçıyor!

Son söz olarak söylemek istediğim bu kitabı okumadan önce bir önceki yazımda bahsettiğim ‘İyi’ den ‘Mükemmel’ Şirkete adlı kitabı okumanız. Burada anlatılan yönetim stratejilerini daha iyi kavrayabilir ve örnekleri inceleyebilirsiniz.


“Mükemmel Şirket” olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!

Posted: Eylül 1st, 2013 | Author: | Filed under: İş Dünyası | Tags: , | No Comments »

Kelime anlamını merak edip Türkçe sözlüğe göz atarsanız Arapça kökenli bir kelime olan şirketin, “ortaklık” anlamına geldiğini görürsünüz. Emeğin, sermayenin, işin ortaklığı… Gerekli elementlerin birleşimi ile meydana gelen bir kimyasal bileşik. Bu kimyasal bileşiğin bağlarının kuvveti elementlerinin atom yapısından kaynaklanıyor. Aynı cins atomlardan oluşan belirli elementler güçlü kimyasal bağlarla kendilerinden daha güçlü bir yapı olan bileşiği meydana getiriyorlar. Peki mükemmel bileşiğin formülünü nereden bulacağız?

Beyaz yakalı diye adlandırılmaya başladığımız günden beri bir şirketin üyesiyiz. Üyesi olduğumuz o kimyasal bileşiğin en mükemmel bileşik olmasını istedik durduk ya da onun öyle olması için çabaladık. İşte bu “bam teli”, Jim Collins’in yazdığı “Good to Great : ‘İyi’ den ‘Mükemmel’ Şirkete” kitabının konusunu oluşturuyor. Collins kitabında bu mükemmel bileşiğin yapı taşlarını açıklamaya çalışmış. Hangi şartlar altında bu bileşiğin oluşabileceğini ve neler kullanarak bu sürecin kalıcı olması gerektiğini anlatıyor. Kitap, Collins liderliğinde bir ekibin yapmış olduğu bilimsel verilere dayanan bir araştırmanın ürünü. Hepsi ABD ‘de bulunan toplam 1.435 şirket arasından seçilmiş olan 11 mükemmel şirket ve bu şirketlerin diğerlerinden farklı yaptıkları şeyleri uzun uzadıya anlatmış kitabında. Mükemmeli belirleme kriterleri ise bir hayli sıkı;

  • Mükemmel olarak belirlenecek şirketlerin borsaya kote olması zorunlu.  Böylece bu araştırma için ekibin ulaşması gereken bütün kaynaklara sınırsız erişim sağlanıyor.
  • Mükemmel olarak tanımladıkları şirketlerin hepsi 15 yıl boyunca iyi (borsa ortalamasının 1,25 katı) bir performans ve diğer 15 yıl boyunca da mükemmel (borsa ortalamasının 3 katı) performans sergilemek zorundalar.
  • Mükemmel addedilen şirketler üstteki genel şartlar dışında birçok şartında bulunduğu 4 eleme düzeyi arasından geçebilecek başarıyı sağlamış şirketler olmalılar.

Böyle bir elemenin ardından uzun uzadıya tüm mükemmel şirketlerin yöneticileri ile ve elde edebildikleri tüm kaynakları analiz ederek mükemmele ulaşmanın formülünü çıkarmaya çalışmışlar. Mükemmel şirketlerde birikim ve atılım dönemi diye tanımladıkları iki farklı dönem yaşandığını ve bu dönemleri adımlarıyla birlikte tanımlamışlar. Aşağıdaki grafik ve tanımlamalar kitabın bölümleri hakkında fikir sahibi olunması açısından yararlı;Dönüşüm Çarkı Birikim Döneminde;

  • 5.Düzey Liderlik: Mükemmel şirketlerin başında olan 5.Düzey Lider’lerin özellikleri ve tutumları anlatılıyor.
  • Önce Kim? Sonra Ne? :Şirket bir otobüse benzetilerek yanlış insanlar indirilip, koltuklara doğru insanlar oturtulduktan sonra otobüsün nereye gideceğine karar verme anlatılıyor.
  • Acımasız Gerçeklerle Yüzleşin (Ama İnancınızı Kaybetmeyin) : “Stockdale Paradoksu” adı altında tanımlanan bir halin yaşanması ve bu durumdan başarı ile çıkılması anlatılıyor.

Atılım Döneminde;

  • Kirpi Konsepti (Üç Çember Konsepti) : Dünyada en iyi olduğunuz şey nedir? Motorunuzu döndüren şey ne? En derin tutkuyla bağlı olduğunuz şey ne? sorularına yanıt aranıyor.
  • Disiplin Kültürü: Disiplinli insanlar, disiplinli düşünce, disiplinli eylem ve bunların oluşturduğu disiplin kültürü anlatılıyor.
  • Teknoloji Hızlandırıcıları: Hangi teknolojinin işinize yarayacağını bilmek ve doğru biçimde kullanarak ivme yaratmanın önemi anlatılıyor.

Okulda öğretilen teorik bilgilerinize ve iş yerinde edindiğiniz pratik bilgilerinize istatiksel verilerle desteklenerek yapılmış bir bilimsel çalışmayı eklemek isterseniz bu kitabı okumalısınız. Kitabı okurken gözüme takılanlar ve aklımda kalanlar ise şöyle;

  • 11 mükemmel şirketin 10 tanesinin CEO’sunun şirketin içinden gelmesi.
  • Doğru ve disiplinli kişileri koltuklara oturtarak, çalışanları motive etmek ve şirkete bağlılığı sağlamak için çaba sarf  edilmemesi. Çünkü doğru insanın yönlendirilmeye, harekete geçirilmeye gerek duymaması.
  • Mükemmel CEO’ların bireysel hırslara değil kurumsal hırslara sahip olan liderler olmaları.
  • Şirketlerin mükemmel olma yolunda sonunda başaracağına inançlarını kaybetmeden o anki acı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalmaları.
  • Doğru soru sorup, hararetle tartışarak karar alıp, sonuçlarını incelemeleri ve öğrenmeleri.
  • Mükemmel şirketlerin hepsinin bir yönetim sistemi ile bu sisteme inanan ve sistemi işletmek için ne gerekiyorsa yapan insanlarının olması.
  • “Yapılacaklar” listesi her şirkette bulunuyorken mükemmel şirketlerin “Yapılmayacaklar” listesinin de olması.
  • Teknoloji kullanımında altın kuralın önce emekleme, sonra yürüme ve koşma şeklinde uygulanması.
  • Mükemmel şirketlerin anahtar konseptinin: Özünü koru / Gelişmeyi teşvik et şeklinde olması.

Son olarak Collins’in hocası Robert Burgelman’ın bir sözü ile bitirelim: “Hem iş hayatında hem de özel hayatta başarısızlık dışında en büyük tehlikelerden biri, neden başarılı olduğunuzu net olarak bilmeden başarılı olmaktır.”

 


Küçük Prens (Le Petit Prince)

Posted: Aralık 18th, 2012 | Author: | Filed under: Genel | Tags: | No Comments »

Uzun zamandır ev, iş, bir yerlere yetişme, bir şeyleri hayata geçirme derken hayatın yoğunluğundan yorgun düşmüş ve zihinsel olarak bir tatile ihtiyaç duyduğunuzu hissettiniz mi? Sanırım günlük iş yaşamı içinde böyle hissetmeyen birini daha görmedim. Yaptığınız iş ne olursa olsun, kime sorsanız çok yoğundur ve de çok çalışmaktadır. Hep çok işimiz vardır yapacak ve bitmeyeceklerdir. Bitmeyen işlerimiz aklımızın bir köşesinde yer eder, döner döner döner ve devamlı zihnimizi meşgul ederler.

Oysa hikayenin başlangıcına gitsek yani çocukluğumuza; Hayatın rengarenk olduğu zamanlara. Anlaşılması basit ve eğlenceli yıllar. Nasıl geçiyordu o zamanlar bir günümüz? Sabah erken uyandırılıp kahvaltı yapmak için istemeye istemeye bakkala gidip ekmek almak ve kenarını kemire kemire eve gelmek. Bazen paranın üstü ile sakız yada çikolata almak, kahvaltının ardına sevdiğin çizgi filmi izlemek, arkadaşlarınla veya kardeşinle sokakta oyun oynamak için üstünü değişip sokağa fırlamak. Susadığında eve yada daha yakın diye komşu teyzeye uğramak, öğle yemeğinde oyundan ve arkadaşlardan uzak kalmayayım diye annenden ekmek arası bir şeyler isteyip tozlu ellerle o ekmeği yemek. En büyük sıkıntının bugün hangi oyunu oynasak da zaman öldürsek olduğu günün akşamına hava kararana kadar eve girmemek ve herkesin yavaş yavaş sokağı terk etmesiyle ebeveynlerinin yanına dönmek. Yorgun geçen bir günün ardına yatağa uzanırken türlü türlü hayallere dalmak ve yarını iple çekmek. Bu ve benzeri birçok günün meydana getirdiği bir çocukluk dönemi.

Bu çocukluk dönemi içerisinde okumak zorunda bırakıldığın hikaye kitapları. O zamanlar gerçekten zorunluluk geliyordu bana. Ne katacaklardı sanki hayatıma? Okuyunca ne olacaktı? Ne güzel dışarıda arkadaşlarımla türlü türlü oyunlar oynayabilecekken oturup bu saman kağıtlarını okuyunca ne geçecekti elime? Tamamen vakit kaybı! Annemin ve babamın “Oğlum okudun mu kitabını? Beğendin mi?” diye başlayan soru cümleleri. Annemin aldığı “Dünya Klasikleri” serisini hatırlarım bu sorular eşliğinde. Yaz tatillerimin değişilmez hikaye kitapları. İçlerinden çok sevdiklerim, bağlandıklarım olmuştu. Beğenmiştim orada anlatılan hikayeleri ve hatta birkaçını kendimle özdeşleştirmiştim. Sokakta oyun oynarken arkadaşlarıma anlatmıştım iştahlı iştahlı. Sonra çizgi filmlerini görmüştüm bir kaçının ve bu beni daha da heyacanlandırmıştı. Hemen yanımdakilere ben bu hikayeyi biliyorum diye caka satmıştım. Bunların içinde hatırlayamadığım bir hikayeydi “Küçük Prens”. Birkaç farklı kişiden birkaç kez duymuş, ekşisözlükteki ve idefix’teki yorumlar merakımı daha da kamçılamıştı. Kitabının alınması gerektiğine kanaat getirmiş ve hem ilerideki küçük prens yada prenseslerime okumak hem de içimdeki çocuğa hediye etmek için aldığım bu kitabı bir solukta okuyup bitirdim.

Bir boğa yılanının bir fili yutabileceğine inanır mısınız? Küçük bir astreoidin aslında bir çocuk için kocaman bir dünyayı temsil edebileceğini görseniz ne derdiniz? Sahip olduğu gülün bir eşi benzeri olmadığına inanan ve dünyadaki diğer gülleri gördükten sonra kırılan inancını bir tilkinin sözleriyle, dostluğuyla onarmasını okumak ister miydiniz? Uçsuz bucaksız bir çöle düşen bir yetişkinle bir küçük prensin arasında geçen hikayeleri öğrenmeye ne dersiniz? Kısacası küçüklerin anlayabildiği ama biz büyüklerin unuttuğu gerçekleri tekrardan hatırlamak ister misiniz?

İçinizdeki saflığı ve hayal dünyasını barındırdığınız o çocuğun tekrar yeşermesini istiyorsanız eğer bu kitabı alın ve sayfalarını çevirmeye başlayın. Göreceksiniz ki anlattığı hikayeler size hala anlamlı gelecek. İçinde geçen kelimeler defalarca düşündürecek ve bir yerlerden yakalayacak sizi.  Büyüklere masallar kuşağının da sonuna geldik böylece…


Başarı tesadüf değil midir?

Posted: Ekim 28th, 2012 | Author: | Filed under: İş Dünyası | Tags: , | No Comments »

Uzun zamandır isteyipte yapamadığım şeylerden biri de devamlı ve istikrarlı bir şekilde blog yazmak. Maalesef bunu çoğunlukla gerçekleştiremiyorum. Daha istikrarlı bir hale getirmek için okuduklarımı, gördüklerimi, düşündüklerimi yazmaya daha fazla zaman ayırmaya çalışıyorum son günlerde. Uzun zamandır kitaplığımda olan ama bir türlü tamamını okumayı başaramadığım Günseli Özen Ocakoğlu’na ait “Başarı tesadüf değildir” kitabında geçen yazılardan not ettiklerimi, dikkatimi çekenleri ve beğendiklerimi blogta da yazmaya karar verdim. Hem kısa bir özet yapıp hem de okumayanlar için bir derleme olması açısından.

Kitabın içeriği, kapağında “İş dünyasının 80 önde gelen ismi ve onları başarıya ulaştıran sırları” olarak tanımlanmış. Yazarı daha önceden tanımadığım için biraz “Google” araştırması yaparak kendisinin gündemi yakından takip eden bir yazar olduğunu gördüm. Kitap benim için Türkiye’de önemli kuruluşların başında olan kişiler ve onların iş yapış şekilleri hakkında fikir edinmemi sağladı.

Kitapta röportaj yapılan 80 kişiden analiz edebildiğim ölçüde başarı için genel özellikleri şöyle sıralayabiliriz;

  • Azimli olmaları ve zorluklar karşısında yılmamaları
  • Çok çalışkan olmaları, bilgiye olan açlıkları, eğitime önem vermeleri ve araştırmacı kişilikleri
  • Geçmişte yaşadıkları hatalardan edindikleri tecrübelerle geleceği şekillendirmedeki ön görüleri
  • Kendilerine olan öz güvenleri ve cesaretleri
  • Tutkulu olduklarını çevrelerine gösterebilmeleri
  • İyi birer dinleyici olmaları, işlerine odaklanmaları ve olayları tüm yönleriyle değerlendirmeleri
  • Zamanımızın en önemli vasfı olan “hızlı” olmaları
  • Analitik düşünme yetenekleri
Aşağıda alıntılar yapacağım sözlerin sahiplerini kitabın yazıldığında çalıştıkları kurumlardaki ünvanları ile aldım.

“Arabayı kullanırken dikiz aynasına bakarak kullanmayınız önünüze bakınız, çünkü arkadaki olayları değiştirmek mümkün değildir.” ( Erdal Karamercan, Eczacıbaşı Topluluğu CEO’su)

“Hayatım boyunca çok iyi eğitim almış kişilerle çalıştım. Benden daha zayıf birini yanımda çalıştırmayı hiç düşünmedim. Hep daha akıllılarla ve iyi eğitim almışlarla çalışmayı tercih ettim. Çünkü her biri bana çok şey kattı. Ben verdim ve almasını da bildim. Bu şekilde kendimi iyi eğittiğimi düşünüyorum.” (Gündüz Özdemir, Arçelik Genel Müdürü)

“Kısa zamanda belirli noktalara geldim ama inanın bana bunun yarısı şanstı. Yarısı şanstı ama diğer yarısı, liyakat işi. Ben her zaman durumdan vazife çıkartmış biriyim, yani benim bir takım şeylerin sorumluluğunu almam için bana illa bir şeyin tevdi edilmesi gerekmiyor.” (Selim Şiper, İpragaz Genel Müdürü)

“Bizde (Türkiye’de kast ediliyor) planlamadan ‘hemen yapalım’ ın maliyeti çok daha fazla. Aslında ‘hemen yapalım’ yerine ‘Beş gün sonra yapsak daha verimli’ olacak ilkesini benimsemeliyiz.” (Cüneyt Türktan, Avea Genel Müdürü)

“Lider çalışanlarını geliştirmeli ve hatalarını tolere etmelidir. Ne yazık ki, Türkiye’de birçok lider bunu yapmıyor. Genellikle kararların tümü, baştaki lider tarafından veriliyor ve bir başka liderin yetişmesine olanak verilmiyor. O kuruluş da baştaki liderin kapasitesi ne kadarsa o noktaya kadar büyüyor. ….bu nedenle de Türkiye’deki en büyük zafiyetin ‘insan kaynakları yönetiminde’ olduğunu düşünüyorum. Kurumlar ve liderler bir sonraki lideri yetiştirmedikleri sürece, işleri çok zor. Kendisinden sonraki lideri yetiştirmek için ise liderlerin kendi egosunu yenmesi şart!” ( Şahin Tulga, Hawlett Packard Genel Müdürü)

“Kendime özgü geliştirdiğim sistemlerle, riskleri görmeye çalışırım. Türkiye’de CEO olarak çalışıyorsanız bazı şeylerde öngörü sahibi olmak zorundasınız. Mutlaka B ve C planlarınızın olması gerekiyor.” (İzzet Karaca, Unilever Türkiye,Orta Asya, Kafkasya ve İran’dan sorumlu YKB)

“Hedeflerini doğru koymanın, kurumun vizyonunu, misyonunu doğru tanımlamanın sadece basmakalıp tanımların çok ötesinde olduğunu düşünüyorum. Bu çerçeveyi çizdikten sonra takım arkadaşlarımı yeteri kadar yetkilendirdiğimi düşünüyorum. Zaten bu kadar büyük boyuttaki bir kurumun her ayrıntısında varolmanız mümkün değil.” (Tayfun Bayazıt, Yapı Kredi Bankası Genel Müdürü)

“Girişimci, eline geçen fırsatları değerlendiren kişidir. Ben halterci olabilir miyim? Şu anda sıfır ihtimal belki, ama iki sene sonra çok çalışarak olabilirim. İnsan hangi yönünü geliştirmek isterse bunu başarır. Beynimizle iş yapıyoruz. Bir şeyleri daha çabuk görebilmeliyiz.” (Sedat Yalınkaya, Goldaş Yönetim Kurulu Başkanı)

“Maaş, verilen değil, hak edilen bir şey. İnsanlar talepkar olmalı. Ama bu talep kuru kuruya da olmamalı. ….Üretmiyorsan talep edemezsin.” (Ali Sabancı, Esas Holding A.Ş. Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı)

“İşinizle duygusal bağlar kurmayın. Ben kesinlikle işimle duygusal bağ kurmam. Yatırım yanlışsa bırakmasını da bilirim. Zamanı geldiğinde satılması gerekiyorsa satmasını da bilirim. İş neyi gerektiriyorsa doğru zamanda onu muhakkak uygulamak gerekir.” (Emin Hitay, Teknoloji Holding Kurucusu ve İcra Kurulu Başkanı)

“Vazgeçmez ve çok çalışmaya devam ederseniz, başarı gelir.” (Süreyya Ciliv, Turkcell Genel Müdürü ve Yürütme Kurulu Başkanı)

“İnsanların hata yapmasına izin vermek gerektiğine ve hata yapanın ikinci bir şansa ihtiyacı olduğuna da inanırım. Birlikte çalışmaya inanırken, her şeyi ben yaparım yaklaşımını doğru bulmam. …Zor tarafım ise bu iş yapılamaz diyerek kolaycılığa kaçan olumsuzlar benimle çalışamazlar. Sonuna kadar denemeyi severim.” (Tahir Uysal, BP Türkiye Başkanı)

“Ben her zaman ‘biz’ yaklaşımını benimserim. Bu başarının sürekliliğini getirir. Eğer doğru bildiğimiz bir şeyi karara dönüştürürken olayın tüm taraflarının onayını almadan yürürsek, onaylamayanlar süreci kesintiye uğratabilir.” (Mehmet Büyükekşi, Ziylan Grup Genel Koordinatörü – TİM Başkanı)

“Aslında elleri işin içerisinde olan bir yöneticiyim. Sorumlu olduğum alandaki tüm detayları bilmek isterim ve mutlaka da öğrenirim. İşi geliştirmek için öneri ister, cesaretlendiririm. Başarının sırrının odaklanmakta yattığına inanıyorum. Odaklanmayı başarınca elde edilebilecek sonuçların neredeyse sınırı yok.” (Kurthan Tarakçıoğlu, Hyundai Assan Türkiye Yurtiçi Satış ve Pazarlama Operasyonlarından Sorumlu Genel Müdürü)

“Rekabette farkı ürünle yaptığınızda 1 yıl, insan kaynağı ile yaptığınızda en az 7 yıl sonra taklit edilebiliyorsunuz. Şimdi rakiplerimin İK anlayışına bakıyorum ve bir bölge müdürünün aynı konumda 20 sene kaldığını görüyorum. Aynı konumda 20 yıl çok uzun bir süre. Bence o çalışan, kuruma artık bir şey veremez. Bir çalışanı beş yıl sonra ya terfi ettirmelisiniz ya da işten çıkarmalısınız. Rekabet her alanda yapılmalı.” (Orhan Turan, ODE Yönetim Kurulu Başkanı)

“Bina taklit edilebilir, parası daha fazla olan daha fazla ödeyip daha büyük bir bina tutabilir. Taklit edilemeyen insan kaynağıdır. Yatırımımız insan kaynağına.” (Hasan Vatan, Vatan Bilgisayar San. ve Tic. A.Ş. YK Üyesi ve Genel Müdürü)

“Geleceği görebilmenin bir tek yolu olduğuna, onun da geleceğin sizin tarafınızdan yaratılırsa söz konusu olacağına inanırım. Başka türlü olmaz.” “Bugünün dünyasında farkı ancak süratle yaratabilirsiniz. Hızlı balık yavaş balığı yutuyor.” (Dr. M. Sani Şener, TAV Havalimanları Holding İcra Kurulu Başkanı ve CEO’su)

“Bilgiyle değil de mantıkla bir yere varılmasına kızarım. Mantığı öne çıkarırsak sokaktaki adamın da benden daha mantıklı olma ihtimali var. Ama bilgi zor elde edilebilir bir şey.” (Orhan İdil, Hayat Kimya Genel Müdürü)

“Çalışanlar mevkilerinin hakkını vermeli. Beni soruları ve icraatlarıyla ileriye doğru zorlamalılar. Fikir ayrılığı da, tartışma da olmalı. Bir yönetici olarak en çok, bir şey söylediğiniz zaman nasıl yapılamayacağını anlatanlara kızarım. Bizim memleketimizde maalesef iş yapış biçimi böyle. Çocuğunuzdan çalışanınıza kadar yapması için bir şey söyleyin, size onun nasıl yapılmayacağını iki dakikada anlatırlar. Benim yaklaşımımda çözüm vardır. Hiçbir iş sürüncemede kalmamalı.” (Çetin Çakmakçı, Ferroli Türkiye Genel Müdürü)

“Karar, zamanında, koşullarında, yerinde verilen şeydir. Bambaşka bir ortamda bambaşka bir koşulda geriye dönüp keşke demek bence anlamsız.” (Erdem Koçak, Türk Henkel Yönetme Kurulu Başkanı)

“Bir şeyi yapmak istersem karşımdaki kişinin fikirlerini dinlerim. Bilgi toplarım. Bir insan her şeyi bilemez. Bir mozaik gibi taşları toplarım. Bu taşlardan bir resim yaparım. Kendimi de bu resimde bir yere koyarım.” (Herman Butz, Bosch Türkiye Genel Müdürü)

“Ölçemediğin bir şeyi yönetemezsin, iyileştiremezsin. Yöneticilerin başarı kriterlerini bilmeleri ve neye göre başarılı olduklarını iyi hesap etmeleri gerekir.” “Eğitim alırken, tavsiye de alın. Eleştirileri kaldırabilmeyi öğrenin.” “Büyük balık, artık küçük balığı yutmuyor. Hızlı balık, yavaş balığı yutuyor.” (Dr. Ahmet Paksoy, İDO Genel Müdürü)

“Eğer iş hayatınızda karakterinizin dışında bir şey yapmaya kendinizi zorlarsanız, tıpkı bu lastik gibi gerilir ve koparsınız. İşte bu nedenle karakterimi zorlamam. Çünkü bu beni yıpratıyor. Benden daha iyi olanlar vardır. Ben sadece kendi yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalışırım. Ne zamanki benden daha iyi biri gelir, bende o kişiye bu makamı daha iyi olduğu için bırakacağım.” (Murat Yalçıntaş, İTO Başkanı)

“Girişimcilik edindiğin bilgiyle ve cesaretinle doğru orantılıdır. Bilgi yoksa istediğiniz kadar girişimci cesaretiniz olsun. Bir şey ifade etmez! Ya da cesaretiniz yok ama bilginiz var. Bu da olmuyor!” (Hamdi Akın, Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı)

“Parayı herkes kazanır. Beni başarı motive eder. Ekibin süreç odaklı çalışmamasına çok kızarım. Maç 90 dakika. Gol atan kazanır. Maç berabere bitmez. Başarının içinde ‘baş-arı’ olmak önemli. Bende buna dikkat ederim.” (Tuncer Hunca, Hunca Kozmetik Yönetim Kurulu Başkanı)